Eve dingonun ahırına girer gibi giren Muhsin, çocuğunu emziren karısının utangaç hamlesini fark etmeden mutfağa girdi. Terliydi ve susamıştı. Kafasına diktiği şişe onun susuzluğunu dindirmedi. İkinci bir su şişesini gözüne kestirip onu da bir dikişte bitirdikten sonra, taksitini bitiremediği sandalyeye oturup kalp atışlarını dinlemeye koyuldu. Sandalye rahattı rahat olmasına ama evdeki diğer eşyalar gibi bankanındı hâlâ. Sevmediği işini, taksitlerini düşünüp oturduğu yerde uyuyakaldı.

Muhsin liseye kadar zar zor okutulmuştu. Liseyi bitirdiği ilk günlerde, Muhsin’in evde oturup televizyon izleme keyfi, babasını gittikçe kaygılandırıyordu. Sonuçta babası bir marangozhanede asgari ücretle çalışan bir adamdı. Kalbi arada tekliyordu hem, ömrünün sonuna kadar oğluna bakamazdı. Muhsin’in daha önünde askerlik, sonrasında evlilik vardı. Kendisi ölmeden sorumluluk almalı. çalışmaya başlamalı diye düşünüyordu.

O yazın başlarında bir gün babası, Muhsin’i geç de olsa bir zanaat öğretme hevesiyle, çalıştığı dükkâna götürdü. Oğluna akşama kadar zımpara çektirdi. Muhsin, akşam eve gittiğinde annesine,  su toplamış ince, kibar parmaklarını, kırılmış tırnağını ve derisi soyulmuş avucunu gösterip, mobilya işinden hazzetmediğini sızlanarak söyledi.  O tutkal kokusu yok muydu, nefret ediyordu. Babasının tutkalla desenlenmiş iş elbisesini, evin arkasında bir kibrit çakarak yakmamış mıydı geçen kış?

Üzerine sinen kokudan kurtulmak için banyoda ellerini ve yüzünü kızartana kadar lifledi. Akşam yemeğinde bir tabak kuru fasulyeyi mideye indirdikten sonra, gazete ilanlarına bakıp kendisine iş beğendirmeye koyuldu. Olmağz, ııh, hiççç, çıkk, yooo, öff, grrakk seslerini çıkararak bir saat gazeteyi taradı. Kararını vermişti. Kendisine göre bir iş yoktu. Kayıtsızca kumandayı aldı, televizyonu açtı, sevdiği programı izlemeye başladı. Babası sinir küpü olmuş, burnundan soluyordu. Bu durum,  Muhsin’i zerre kadar ilgilendirmedi.

Bütün bir yaz, babası işten eve (nadir de olsa kahveye), annesi yemekten bulaşığa (ara sıra bir apartman dairesinde temizliğe), kendisi televizyon programından bir diğerine (bazen tuvalete)…

***

Kışa doğru babası öldü. Bu ölüm onu her ne kadar üzüyorsa da ev artık tutkal kokmayacaktı. Bu aklına geldikçe kimseye belli etmeden, arsız arsız gülüyordu.

Babasının ölümünden sonra iş ilanlarıyla tekrar ilgilenmek zorunda kaldı. İş ilanları onu gene sarmadı. Babasının arkadaşı, birkaç hafta sonra müjdesini istedi. Muhsin’e bir iş bulmuştu. Artık evin erkeği Muhsin’mişti. Eve ekmek getirmeliymişti. Önünde askerlik, sonrası evlilikmişti. İş tam Muhsin’e göreymişti. Parası da iyiymişti. İşin Muhsin için tek bir sorunu varmıştı ama çalışmak zorunda olduğu için buna katlanmalıymıştı.

-Neymiş bu iş Nevzat abiii?

-Matbaa elemanı.

Murad Olgar      

Kimler Neler Demiş?

avatar
wpDiscuz