Dücane Cündioğlu’nun 14 Eylül 2013 tarihinde Pera Müzesi’nde gerçekleşen, Aklım Nerede? Sinemada Psikiyatri konulu, 4 filmden kısa fragmanlar ile ele aldığı dikatomi çerçevesindeki sunumunu öne çıkan yerleri sizlerle paylaşıyoruz.

Felsefeye yöntem yakışmaz.

SİNEMA PSİKİYATRİ
                  Köken                   Köken
SANAT BİLİM
  • Ruh-Beden bütünlüğü vurgusu
  • Bütün hasta oldukça, parça nasıl iyi olur?
  • Cisim ile madde farklıdır. Cisim= Madde + Form
  • Akıl(Ruh)-Nefs-Tabiat. Günümüzde Akıl(Ruh) ile Nefs’in ayrımı kaybolmuştur. Ruh ve Nefs birbirinden çok farklıdır.
  • Ruh efsunla düzelir. Efsunda ruhta bilgeliği doğuran güzel sözlerdir.
  • 3 Tedavi Aracı: Ot-Söz-Bıçak

1.FİLM: Nostalghia(1983)/Yönetmen: AndreiTarkovsky

  • Sanat ve Din, ikiside anlar ama açıklayamaz. O yüzden sanatçıdan ve dindardan bir açıklama beklenemez. Açıklama Bilim ve Felsefenin işidir, Anlama Sanat ve Din ‘in.
  • Vicdanı ne ile bastırabiliriz?-Akıl ve Hesap ile. Hesabı kenara koymayı becerdiğinizde vicdanın yargıları ortaya çıkar. Siyaset ve ticarette bunu kesinlikle yapmak icap eder. Vicdan ticaret ve siyasetin işine gelmez. Çünkü bütünü amaçlayamaz. Her bir bilim dalıda bütüne ulaşmayı beceremez. Din de sanatta, bütünü açıklamaya yönelik her teşebbüs felsefe zemininde başını yukarı kaldırmak zorundadır.
  1. FİLM: Revolutionary Road(2008)/Yönetmen: Sam Mendes

Pek çok insan boşluğun farkında ama umutsuzluğu görmek için cesaret gerekir.

  • Fedakârlık cesaret istemez, sadece erdem ister. Çarmıha gerilmeyi düşünmüyorsan İsa gibi konuşmaya öykünmemelisin. Ama bugün öyle değil, sözlerimizin sorumluluğunu taşımıyoruz. Çok büyük laflar ediyoruz ama uğrunda ortalığın aydınlanması için yanmayı göze alamıyoruz. Kaybettiğimiz değer fedakârlıktır.
  • Belki de Ahmaklığın birleştiğinde en çirkin biçimde görünmesini sağlayan şey dürüstlük ve iyimserliktir. İyimserlikle birleşmiş bir Ahmaklık çekilmezdir, Hakikatte. Zahirde olumlu gibi görünür ama şerrinden sakınmak lazım derim.
  • Trajedinin kökünde eşitlik ile özgürlüğün kavgası vardır. Eşitlik ve özgürlük genişlediğinde birbirini yok eder. Mutlak eşitlik olan yerde özgürlük, mutlak özgürlüğün olduğu yerde ise eşitlik olmaz. Toplum demek yasa demek, eşitlik demektir. O yüzden bizde şehirden bunalanlar köylerine yani doğaya gitmek isterler çünkü köylerinde farklılık vardır, farklılığın olduğu yerde özgürlük vardır. Ama şehirde eşitlik vardır fakat farklılıkların budanmasına özgürlüklerden vazgeçilmesi koşuluyla elde edilebilen bir eşitlik. Evliliklerde toplum gibidir. Evlilikte bireyin özgürlükten vazgeçtiği bir kurumdur. Modern dünyada evliliklerin çalışamaz hale gelmesinin nedenlerinden biri bu. Biz bugün doğaya gidemeyiz. Yani herkes köyüme gideceğim diyor ama yok köyümüz ne yapalım? O yüzden ben şöyle söylerim: Toplumsal olanın iki karşıtı vardır; – Doğal olan (doğa) ve Birey. Dolayısıyla toplumsal olandan kaçmak istediğimizde doğaya gidemiyorsanız KENDİNİZE kaçarsınız, yani kendi içinize. Çünkü ya köyünüzde bulursunuz o farklılığı, koy yoksa kendinizde bulursunuz.
  • Özgürlük insanın kendisine kaçmasıyla elde edebileceği bir şey halini alır. Nerede? –Şehirde. Eşitliğin olduğu yerde.
  • Özgürlük muhayyilededir. Akıl zorunluluklar alanıdır. 2×2, 5 etse diyemezsiniz.2×2, 4 etse de diyemezsiniz. Çünkü 4 etmesi zorunludur.
  • Eşitlik ile özgürlük arasındaki gerilimi, toplum(yasa) ve birey arasındaki gerilimi kahramanlar çağı üzerinden tartışmak çok önemli değil. Çünkü çağımız, kahramanlıkları anlamlı kılan bir çağ değil. Çünkü fedakârlık ortadan kalktığında kahramanlık olmaz. Kahramanlık yenebilmeyi, kendi dışında yüksek bir ideal için kendini feda edebilmeyi gerektirir.
  • Bugün akıl daha çok bir hesaplama yetisi, bir hesap makinesi keskinliğinde çalışan bir insani yetidir. Heidegger’in bir ayrımı vardır; -Anlam verici düşünce ve Hesaplayıcı düşünce. Hesaplayan düşünce, hesap yapan düşünce, matematiktir o. Bugünkü tekniği, teknolojiyi ortaya çıkaran düşünmedir. Hesap makinesinde duygular çalışmaz, hesap makinesinin istisnası olmaz. O yüzden teknoloji, bugün bilimi de belirlemeye çalışan bir araçtır. Yani teknolojiyi biraz bilimin önünde gitmektedir. Bizim bütün ilişkilerimizi fayda ilişkisi üzerinden tanımlamamıza yol açmaktadır. Çünkü akıl hesapladığı için, hesaplanabilir olan nedir? Faydalı olandır. Faydalı olanı ancak hesaplayabilirsiniz. Oysa muhayyile fayda üzerinden çalışmaz, haz üzerinden çalışır. TUTKU. İnsanı insan yapan şey tutkudur. Ama tutkununda bir maliyeti vardır; – Akıldan yoksunluk – Çıkardan yoksunluk – Yenilmek – Yanmak.
  1. FİLM: Equus(1977)/Yönetmen: SidneyLumet
  • Tutkularından arındırıldığında geriye kalan normal insandır. İşine gidebilen, evlenebilen, emekli olabilen, maaşını alabilen… Ne pahasına? – Çıkarlarından vazgeçmek pahasına…
  • Bilimin öncelikleri ve Aklın talepleriyle, Sanatın ve muhayyilenin öncelikleri ve talepleri her zaman kesişmez, çoğu zaman çatışır ve trajedide budur. Tıpkı yaşamla ölüm arasındaki gerilim gibi. Bu bir diğerinin ihmali pahasına çözümlenebilir bir çelişki değil midir? Çözümlenebilseydi zaten trajedi olmazdı. Bir dramdan söz etmiyoruz. Kötü bir sondan, kötü bir hikâyeden, olumsuz bir öyküden söz etmiyoruz. İki tane olumlu zorunluluktan söz ediyoruz. Yani hıssızekâlar bu tür derin diyalektik çatışkılar karşısında ilk akla gelen şeyi söylemeyi tercih ederler hem, hemde derler. Hem akıl hem muhayyile – Hem çıkarlar hem hazlar. Tamam, ama biraz haz biraz çıkar. Bütünüyle haz çıkardan vazgeçmeni gerektirir. Bütünüyle çıkar hazdan vazgeçmeni gerektirir. Modern insanın hatta gençlerin diyebilirim yaşadığı en büyük sorunlardan biridir; TUTKU SAHİBİ OLMAYA KORKMAK. Âşık olamıyoruz bu yüzden, borçlanamıyoruz. Çıkar, alacaklı olmak demektir. Akılda bunu emreder. – E bunu veriyorum, karşılığında ne veriyorsun. Ama Tutku? Tutku da ilginç bir ek var. Tutmak’dan geliyor ama sarmaktan sangı gibi, karmaktan kargı gibi. Dışkı mesela, kı ekleri Türkçede biraz fiili olumsuzlar. Ama tutku, tutmaktan gelmez. Tutulmaktan gelir. Tutulmak fiil değildir. Aktif değil pasiftir. Etkin değil edilgendir. – Bir kıza tutuldum – Bir adama tutuldum denir. Yani Avcı okunu attı ve ben çaresiz kalbimden yaralandım demektir. Av durumunda hissetmektir kendini. Tutku iradenin, aklın devreden çıkması halinde ortaya çıkar. O yüzden buna, “incizab” derlerdi eskiden. Cezbe kelimesi buradan gelir. Cazibe, kadının cazibesi, kadının çekiciliği buradan gelir. Yere çekimde buradan gelir. Ama en önemli kelime meczuptur. Meczup deli demektir. Meczup, cezbeye tutulmuş olan demektir. Ekstasi(?) halinde olan, Vecd-u istiğrak halinde olan demektir. İradeden, akıldan azat olan demektir. Buna bizim dervişler lakaydi olmak derlerdi. Herhangi bir kayıt ile mukayyet olmamak demektir. Kayıt, aklın kaydıdır, aklın kayıtlarından kurtulmak demektir. O da, interestingordan gelir. Interestya da ilgi, çıkar ile aynı anlama gelir. Biliyorsunuz interest kelimesi hem iyi manasındadır, ilginç manasını da kazanır, çıkar anlamına gelir ama iktisattaki anlamı nedir? – FAİZ. AŞKTA FAİZ OLMAZ ÇOCUKLAR! TUTKUDA OLMAZ. ÇIKAR OLMAZ ÇÜNKÜ. ARTI DEĞER OLUŞMAZ.
  • Aklın yokluğuyla, muhayyilenin yokluğuyla başa çıkma biçimiyle sanatın aynı yokluklarla başa çıkma biçimi arasında öze ilişkin araçsal, derin ayrımlar vardır.
  • Sanatın yetersizliğini gösteremez isem dikatominin (Sinemada Psikiyatri) ikinci kısmına haksızlık etmiş olurum. Sadece bilimin, aklın, tekniğin, insanın varoluşsal sıkıntıları karşısındaki yetersizliklerine işaret etmek, entelektüel bakımdan haz verici bir tarafı vardır, ama adil olmaz.
  1. FİLM: Palermo Shooting(2008)/ Yön: WimWenders
  • Sanat da, bilim de, akıl da, muhayyile de varlığın yokluğu söz konusu olduğunda bir mana da susakalır. Sanat betimler, bilim analiz eder. Bilim açıklar, sanat tasvir eder. Bütün bu çabalara rağmen sonunda hep bilinmeyen bir şeyler kalır. O da bizi aramak konusundaki gayreti elden bırakmaya iter.

Düzenleyen: Mustafa Erdi ATILGAN

Kimler Neler Demiş?

avatar
wpDiscuz