Yaşamı

Kayseri’ye bağlı Everek(Develi)te doğmuştur. Çağdaşı olan Ispartalı Seyrani’den ayırabilmek için Everekli Seyrani diye anılır. 19. yüzyılın büyük halk şairlerindendir.  Birkaç yıl medrese tahsili görmüş, İstanbul’da bulunmuş, sonra Everek’e dönerek burada ölmüştür. Asıl adı Mehmet’tir. Seyrani mahlasının alması ile ilgili iki rivayet vardır: İmam olan babası ezan okurken, Mehmet’te kandilleri yakmaktadır. Bu sırada pirler ona aşk şarabı içirirler. Ve kendisine Seyrani mahlasını vermişlerdir. Diğer bir rivayete göre hasta olan babasının yerine imamlık yaptıktan sonra, dervişlerle üzüm bağına gitmiş; buradan dönüşte artık Seyrani olarak adlandırılmıştır. 1866 yılında vefat etmiş olan Seyrânî’nin mezarı, Develi Lisesi bahçesindedir.

Yaşadığı Çağ

19. yüzyılda yaşayan Seyrani, Osmanlı İmparatorluğunun çöküş sancıları içinde çırpındığı bir dönemde şiirlerini yazmıştır. İmparatorluğun bozulan düzeni, toplumsal yapının da bozulması sonucunu doğurmuştur. Rüşvet, yolsuzluk devlet işlerinde haksızlıkların ortaya çıkmasına neden olur. Bunun sonucunda halk yok içinde yaşarken üst kesim varlık içinde yüzer. Toplumsal olaylara duyarlı bir şair olan Seyrani, bu durumu özellikle taşlama olarak yazdığı şiirlerinde dile getirir. Tanzimat döneminde İstanbul’da bulunması, yaşanan değişimleri bizzat gözlemlemesini sağlamıştır. Ancak bir halk şairi olarak bu değişim toplumun yozlaşması olarak şiirlerine yansımıştır.

Mahkeme meclisi icad olduğu
Çeşme-i rüşvetin akmaklığından
Kaza bela ile alem dolduğu
Kazların kadıya uçmaklığından.

Edebi Kişiliği

Seyrani’yi çağdaşlarından ayıran en önemli özelliği şiirlerinde çağının sosyal olaylarını yansıtması ve çok sert bir hicivci olmasıdır. Bu yanı ile biraz Dertli’yi andırır ve Namık Kemal’i müjdeler. Zulme ve haksızlıklara karşı isyanı, bize yeni bir çağı müjdeler.

Rüşvet ile yazar hakim hücceti
Hüccet ile alır kadı rüşveti
Halk bilmiyor dini, şer’i, sünneti
Bozuldu sikkenin tuncuna kaldık.

 

Halk ağzı ile mükemmel Anadolu deyişleri söyleyen Aşık, derin duyguları farklı tasarılar ve taze kafiyelerle anlatmıştır. Koşma ve Semai biçimlerinde, hece vezni ile şiirler yazmıştır. Bu şiirlerde yöresel sözcükleri barındıran duru bir dil kullanmıştır. Edebi sanatlara şiirlerine yer verirken özellikle cinası çok kullanmıştır.

Tasavvufa yatkın şiirleri dolayısıyla Bektaşi tarikatı onu benimsemiş ve nefeslerini bu zümre çok tutmuştur. Aruz vezni ile Divan şiiri etkisinde şiirler de yazmıştır.

Allah baktım şem-i aşka muhabbet
Sermayesin etmiş Habibin heman
Mekteb-i irfanda ders-i hakikat
Okuyan aşıklar olmuş arifan

Birbirine uymaz derdi kimsenin
Halikı bir ins ile can u tenin
Aşkın olmaz ise bir katre menin
İhtimaldir olmak anda din iman

 Ancak onun asıl üne kavuşturan güçlü dil, biçim ve yeni kavramlarla yazdığı taşlamalarıdır. İki yüzlülük, rüşvet, haksızlık, fakirlik, adalet, bilgisizlik gibi konuları işlediği bu tür şiirlerinde keskin zekası da kendisini gösterir.

Asırda acaip işler çoğaldı
Bilmem bu işleri kimler ediyor
Dünyayı hep rezil köpekler aldı
Gelen ümeraya karşı gidiyor

Biraz bahsedeyim ehl-i zamandan
Yahşiler aşağı düştü yamandan
Aralık itleri olmuş kumandan
Uyuz it kurtlara kumand-ediyor

Bunun yanında doğa, aşk gibi konularda da şiirleri vardır.

Açıl ey gonca-i bağ-ı letafet
Bülbülü zar eden sen değil misin
Meseldir arife tarif ne hacet
Beni naçar eden sen değil misin

 ESKİ LİBAS GİBİ

Eski libas gibi aşıkın gönlü
Söküldükten sonra dikilmez imiş
Güzel sever isen gerdanı benli
Her güzelin kahrı çekilmez imiş

Bülbül daldan dala yapıyor sekiş
O sebepten gülle ediyor çekiş
Aşkın iğnesiyle dikilen dikiş
Kıyamete kadar sökülmez imiş

Sevdiğim değildin böylece ezel
Aşkının bağına düşürdün gazel
İbrişimden nazik saydığım güzel
Meğer pulat gibi bükülmez imiş

Seyrani’nin gözü gamla yas imiş
Benim derdim her dertlere baş imiş
Ben bağrımı toprak sandım, taş imiş
Meğer taşa tohum ekilmez imiş..

Yurdagül Sayıbaş

Kimler Neler Demiş?

avatar
wpDiscuz