Sevgili Roza

0
297

Sevgili Roza,

Sana Roza diyorum çünkü güllere önem veriyorum. Sana Roza diyorum çünkü ben bir Roza’ ya Mona Roza olmaya münasiptir diyorum. Roza diyorum sana,çünkü gülmeni istiyorum.

Mektubunu tekrar  okuduktan sonra yazıyorum sana. Yazmak hafifletiyor insanı. Hafifliyorum tüy kadar. Ellerine kondu mu o tüyden kanatlar?

Ne yazsam,nerden başlasam,nasıl anlatsam… Odaların soğukluğundan başlasam… Boşluğundan,yalnızlığından… Biliyorum hasta ve hasta ruhlara bir incelik, bir ince hastalık bağışlayacak kadar iyi gelir,gelişi güzel olur bu ince hastalığın..Gelişi güzel olur yazdırır, insana. Sen de yazmışsın Roza, yazdırmış yalnızlık sana da. Ha gayret nefeslerine karışık bir nida..

“Herkes gibi yaşasaydım eğer, yaşamı onlar gibi görebilseydim çarşılar yeterdi avutmaya beni. Bir gömlek, bir ayakkabı, bir elbise; bir yemek lokantalarda; televizyon, halı, masa ve daha nice eşya yeterdi yalnızlığı örtmeye, kendimi göstermeye, va- rolmaya, ‘dar çevre yitikleri’nde önem kazanmaya…

Oysa ben bir akşamüstü oturup turuncu bir yangının eteklerine, yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla dünyayı ve kendimi tüketmek isterdim. ”

İşte bu Roza,bizi anlatan bu. Bizim gibileri…Yüreği yakan,kavuran onlar gibi olamamak hasleti. Bir biz var bizden içeri Roza. Bir de onlar var,dış kapıda ancak dış mandal. Turuncu bir yangının eteklerinde demiş ama turuncu bir kağıdın eteklerinde de hasret giderilebilir mutlaka.

Yazdıklarından anlıyorum ki tükenmişsin. Yıpranmış bir haldesin

Tükenmek varsa bir işin ucunda,nasıl olmalı biliyor musun insan? Pervane.. Pervaneler ışığa koşar ve tükenir. Işığa koşarak tükenelim Roza,diğer tükenmekler inan ki tükenmek değil.

Yıpratma kendini boş yere,bir hiç uğruna. Yıpranacaksa bir insan,bir kağıt izi olmalı,bitmeye yakın bir kalem ucunda. Bastıra bastıra yazmaya çalışsalar üzerine,yıpranmaktan memnuniyet duymalı.

Bir düşünürün sözünden bahsetmişsin son mektubunda.

İnsan yalnız rüyalarında özgürdür” demişsin. Kısmen.. Düşüncelerimiz,fikrimiz de hür,hayallerimiz de. Yapmak istedikleriniz yapılacak şekle büründürülmeli sadece. Özgürlük demek bir kuş lafzı ise kanat tak, seninle uçar her yere. Batılı düşünürler güzel düşünürler. Yalnız “biz Şark’lılar yani Allah’a inananlar”,başka düşünürüz,derin..

Neşet Ertaş ne demiş:

Gönülden gönüle bir yol vardır,görülmez..

Yukarıdaki söz ile bu derin ifade bir olabilir mi Roza sence?

Telapatiden de dem vurmuşsun,son mektubunda. Çok fedakârlık ediyor fakat bir insanla kuramıyormuşsun. Düşünüyormuş fakat işin içinden çıkamıyormuşsun.Gönülden gönüle akar yol Roza,bir yol ancak gönülden gönüle akar,ama sen düşündüm diyorsun. Düşünmekle telapati olmaz,gönül koy ortaya,o vakit telapatiler de çıkar yoluna ,mutlaka. Hem telapati olmamalı bunun adı,biz şarklılar ne diyoruz buna? Gönülden eğilelim bu soruya.

Ve fedakârlık.. Fedakârlık telapatinin neresinde Roza? Bunu da düşünsek mi acaba? Nasip denilen olgu,fedakarım demenin hangi boyutunda? Fedakâr insan takdir de beklememeli,fedakârlığım takdir görmez de dememeli mi yoksa?

Hayatının birkaç felsefesini de eklemişsin mektubuna. Hayat felsefesi.. Felsefe hayatın.. Bilmem.. Bir felsefe ile yaklaşıyorum bu duruma:

“Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.”

Yaptığın iyi şeyleri terk etme,hicret iyi durumdayken yapılmaz,bir iyiliği engelleyecekse asla! Sen iyi ol, iyi ol ki hicrete gerek duyma. Şiirse bu şiirdir. Kal Roza!

Sen bu mektubu okurken,ben çok uzaklarda olmayacağım,gönülden gönüle giden yoldayım. Bavulunu hazırlamışsın yüreğinde bir telaş bir telaş! Sen de çıkacaksın birazdan hadi karşılaşmaya ne dersin?

 

Banu Göçmez

Editörün Önerisi: Mona Roza’ya Mektup

Kimler Neler Demiş?

avatar
wpDiscuz