9789756491980-500x539Şahmeran benim Hemdem kitabımla beraber çıktı. Hatta kendi kitabımla beraber almıştım. O tarihten beri okumak için elimdeydi. Araya kendi kitabımla ilgili tanıtım çalışmaları girince, sadece Şahmeran değil, bütün bir okuma maceramda gerileme oldu. Gerileme derken bunu gerçek anlamda kullanıyorum. Çünkü okumadığınız her gün geriye düştüğünüz gündür. Değil ki biz, “İki günü eşit olan zarardadır.” diye bir peygamberin ümmeti değil miyiz?

Şahmeran efsanesini hep duydum. Ama merakımı celbedecek bir şey yaşamamışım ki bugüne kadar konu hakkında cahil kalmışım. Adı üstünde efsane, yani başlangıcında gerçeklik bulunan, ama sonrasında anlatıla anlatıla, kuşaktan kuşağa geçerken, gerçekler değişime uğrayıp, gerçeküstü olaylara bürünmüş.

Efsanenin konusuna gelince, Camsab; papatya kokulu ninesi, hüzün gözlü annesiyle köyün en derme çatma kulübesinde yaşıyor. Nine kitapta önemli bir figür. Camsab’ı anlattıklarıyla ruhen besliyor. Dört ölü doğumdan sonra beşinci çocuk olarak kendisinin dünyaya geldiğini belirtiyor. Dördüncü çocuk da ölü doğunca baba bir müddet gizemli bir şekilde köyden uzaklaşmış. Aylar sonra döndüğünde babada garip haller gözleniyor. Artık bundan sonra çocuğu olacağından ümidini kesmiş ve hatta hayattan bu sebeple bıkmış eşini teselli ediyor: “Üzülme, çok güzel bir oğlumuz olacak.” Gerçekten de beşinci çocuk olarak Camsab doğuyor.

O zamanlar şeker nerede! Çocuklar ağzını tatlandıracaklarsa bunu ancak balla yapıyorlarmış. Camsab bu arada oduncu çırağı ya, balların yerini en iyi o biliyor. Çocukluk arkadaşları bal bulmak maksadıyla Camsab’ın rehberliğinde ormana ve bağlara gidiyorlarmış. Üstelik bal peşinde koşan sadece kendileri değilmiş. Bir de rakipleri olarak ayılar varmış. Ki bal kovanları da öyle ağaçların kolay yerlerinde değilmiş. Bala ulaşmak zor olunca, ulaşılan balı paylaşmak da bir o kadar zor oluyormuş.

Papatya kokulu nine çevreden duyduğu ne kadar efsane varsa hepsini gün gün Camsab’a anlatıyor. Hatta yarı insan yarı yılan Şahmeran efsanesini bile anlatmış. Zavallı Camsab, nereden bilecekti, bir gün kendisinin, duyduğu efsanenin bir numaralı kahramanı olacağını. Günler günleri kovalıyor nine ölüyor. Camsab arkadaşlarıyla bir yaz sabahında yine bal toplamak maksadıyla ormana gidiyor. Ama çocuklar çok hoyrat. Arı kovanlarını bal için değil, zevkine bozuyorlar. Durumdan Camsab çok rahatsız, etmeyin tutmayın dese de dinletemiyor kendisini. Dönüş yolunda arkadaşları bir oyun edip Camsab’ı bir kuyuya salıyorlar ve orada da öylece bırakıp gidiyorlar. Kuyu içinde çaresiz Camsab. Ne yapsa, ne etse çıkamıyor bir türlü. Derken ayaklarının altında bir yerde hafif bir oyuk olduğunu görüyor. Ve elinde çakısıyla ümitsizce burayı kazırken birden kendisini çok farklı bir âlemde buluyor. Etrafta binlerce yılan. Camsab şimdi yarı insan yarı yılan Şahmeran’ın ülkesinde.

Camsab’ı kuyudan kurtaran Şahmeran’mış. Yani yılanlar cennetinin bilge kralı. Asıl efsane burada başlıyor diyebilirim. Camsab’a burada azami ilgi ve ihtimam gösteriliyor. Bir dediği iki edilmiyor. Ona yardımcı olacak görevli yılanlar veriliyor. Camsab burada mazlum. Mazluma nasıl davranılması gerekiyorsa öyle davranıyorlar. Camsab burada geçirdiği günlerde hemen hemen her gün Şahmeranla sohbetler ediyor. Yeni yeni bilgiler öğreniyor. Sanki yakınlarda ölecek bir bilge var da, bütün bildiklerini karşı tarafa aktarmaya çalışıyor gibi. Camsab ise iyi öğrenci. Meraklı. Tecessüs sahibi. Bu sohbetlerin konusu, evrenin yaratılışından dünyanın yaratılışına; insanın yaratılışından İblis’in isyanına kadar çoğu dini konular olan mevzular. Cennetten kovulan İblis bir yılanın karnında gizlenmiş de cennete öyle girmiş, oradan da Âdem’i kandırıp ona yasak meyveyi yedirmiş. Böylece onu nefsiyle tanıştırmış. Bu olaydan sonra ceza olarak sadece Âdem cennetten çıkarılmasıyla kalmamış, şeytanla iş tuttukları için yılanlar da kıyamete kadar hep yerde sürünmekle cezalandırılmışlar. Habil ile Kabil mevzuu, İdris Peygamber konusu, Nuh Tufanı gibi konular da sohbetin mevzuu olmuş. Ama yazarın da dediği gibi bu anlatılanların ne kadarı gerçek ne kadarı uydurma ilk bakışta ayırt edilemiyor.

Kitabın arka kapağında yazar Şahmeran’ı “Yarısı yılan, yarısı insan, yarısı mazlum, yarısı bilge, yarısı yaralı, yarısı pişman… Dostunun ölümüne neden olduğu, katilinin ölümsüz kıldığı bir gerçek efsane.” diye belirtmiş. Ve devam etmiş: “Dostluk ve husumetin, ihanet ve pişmanlığın çarpıştığı bir dünyada, şimdiye kadar anlatılmamış kimliğiyle karşınıza çıkıyor Şahmeran.”

Efsanenin devamında anlıyoruz ki Şahmeran’ın düşmanları var. Çünkü ölümsüzlük suyu âb-ı hayat onun yanında. İnsanoğlu Şahmeran’ın peşinde. Suyu alıp içecek ve böylece ölümsüz olacak. Bu sebeple insanlarla ilişki kuran yılanlar en ağır şekilde bedel ödettirilerek cezalandırılıyor. En değerli varlıklarına el konuluyor. İhanet eden yılanlardan birinin özütü Camsab’a içiriliyor. Böylece o da suya girdiğinde, ya da üzerine su döküldüğünde pullanıp yarı insan yarı yılan haline geliyor. Artık Şahmeran’ın anlatacakları bitince ve de Camsab’ın anne ve köy hasreti ağır basınca, her ne şartta olursa olsun Şahmeran’ın yerini söylememek kaydıyla Camsab köyüne gönderiliyor.

Benden buraya kadar. Merak ediyorsanız efsanenin kalan kısmını kitabı alıp öyle okumalısınız. Son bir not. Bölüm başlarındaki bilgece tasvir ve düşünceleri ayrıca çok beğendim. Şahmerandan altı çizili cümleleri de ayrı bir yazının konusu olarak paylaşacağım…

Şahmeran, Hatice Üzgül, Portakal Kitap, Şubat 2016

Şahmeran, Altı Çizili Cümleler

Her hazine kendi sahibini çağırır. Ortaya çıkmak isterse çıkar. Bir gün belki de hazineden hiç haberi olmayan sıradan biri, sizin tesadüf dediğiniz kader cilveleri kılavuzluğunda gidip onları buluverir.
*
Her yola çıkan hazineyi bulamaz, hazineyi her bulan da ona gereken değeri veremez.
*
Yola çıkmak mühimdir. Evet, yolunu bulmak daha mühimdir. Ama en mühimi, yolun sonunda bulduğunu iyi değerlendirmektir.
*
Çocukluğunuzu henüz yaşamadınız mı? O zaman yaşınıza bakmam, siz hâlâ çocuksunuzdur.
*
Hayat bu! İnsanların tercih ve beklentilerine göre değil, kendi yeline göre esiyor.
*
Bazı soruların cevabı kelimelerle verilemez. Yaşayıp görmek gerekir.
*
Ne çok öğrenirsem o kadar çok merak ediyordum.
*
Yaşadıklarımız değil, niyet ve amaçlarımız bizim diğer insanlardan farkımızdır.
*
Sabır; vazgeçmemek, geri adım atmadan bekleyebilmek, kendinden şüpheye düşmeden doğruda ısrar edebilmek, acı çekmeye rağmen bir kaya gibi dimdik durabilmekti.
*
Hoş bir sohbet boş vakti olanlar için altın değerindeyken, acelesi olanların ayak bağıdır.
*
Unutma ki, bir varlığın bir şeyi yapabilme yetisi varsa, zamanı gelince o şeyi mutlaka yapacaktır.

Şahmeran, Hatice Üzgül, Portakal Kitap, Şubat 2016

Sait Köşk

 

Kimler Neler Demiş?

avatar
wpDiscuz