Sabır ve Vefa Timsali Hazreti Zeynep

Editörün Önerisi: Kitaptan altı çizili cümleler…

hz-zeyneb-2

“Dünya bir olup üstüme gelse, yine senden vazgeçmem.”

Bu kitapla tanışmam birkaç gün öncesine dayanır. Nurdan Damla’nın daha önce çıkan “Aşka Adanmış Bir Ömür, Hazreti Hatice” kitabını bilsem de onu da henüz okumamıştım. Bu vesileyle her iki kitabı da edindim Önce hakkında daha önce hiç bilgim olmayan “Sabır ve Vefa Timsâli Hazreti Zeynep”ten başladım.

Elbette kitabı bir kritikçi veya eleştirmen gözüyle okumadım. İstifade etmek için okudum. Adı üstünde okuduğum bir romandır. Gerçeklere bağlı kalınmakla beraber yazarın hayalinden sudur eden yazılardır. O dönemde cereyan eden her şeyi bir tarihçi titizliğinde anlatmak ayrı; bir tarihçinin bilemeyeceği iki kişinin arasındaki gönül bağlarını o gönle yakın bir söz yazarının bin bir mahcubiyetle hayalen anlatması ayrıdır. Ki yazar, zaman zaman kendi anlatımlarından benliğini arındırıp o dönemin kahramanlarını konuşturarak romanını yazıyor. Bu anlatım tarzı benim kitaptan istifademi oldukça kolaylaştırdı.

Kitabın konusuna gelince, bu bir aşk kitabıydı. Zeyneb’in sabrı, teslimiyeti, tevekkülü, ayrılığı, hasreti, dökülen gözyaşları ile teyzeoğlu Ebu’l As’ın Zeyneb’i çok sevmesine rağmen, inatçı gururunun yol açtığı ayrılıktan doğan çileleri anlatıyordu.

O acılar ki terennüme gelmiyor. O acılar ki hüzün yıllarında Zeyneb’in bütün yakınları, kalben sevdikleri karşı cenahta, Zeynep ise müşrik kocasının yanında. Müşrik ama müşfik…. Müslüman olmayı, “ne derler’”e bağlayan gururlu bir müşrik. Beline taş bağlayarak açlığını bastıran babasının bütün hislerini yüreğinde hisseden, elinden bir şey gelmeyen, gözyaşlarını sel eden bir Zeynep.

Hüzün yıllarında annesi Hazreti Hatice’yi kaybediyor. Aynasını kaybediyor. Zeynep Hazreti Hatice’ye en çok benzeyendir çünkü. Garip bir tevâfuktur ki, El Emin olan Hazreti Peygambere de en çok benzeyen Ebu’l As’tır. Ticaret yapıyor Ebu’l As. Tıpkı peygamberimiz gibi. İşinde hile yok, yalan yok, dalavere yok. Bütün Mekke ona güveniyor. Her dönüşü kârlı… Her dönüşünde tıpkı kutlu kayınpederi gibi çocukları sevindiriyor; yetimleri, düşkünleri hediyeleriyle unutmuyor.

Zeynep hicreti en ağır haliyle hüzün yıllarında yaşıyor. Bütün sevdikleri orada, tehcir edilmiş, ama gidemiyor. Kokusunu duyuyor ama hayır, elinden bir şey gelmiyor. Ve bir vakit geliyor ki bütün sevdikleri Yesrib’e, Medine’ye gidiyor. Annesinden başka yanında hiç kimse kalmıyor. Ebu’l As müşfik, âşık koca, Zeynebini mutlu edebilmek için elinden ne gelirse yapıyor ama gurur ona kalbinden geçenleri yaptırmıyor. Bu duruma Zeynep hissettirmeden, kocasına karşı olan sevgisini azaltmadan için için ağlıyor. Ebu’l As da biliyor, günden güne Zeynep eriyor, ama her şeyin önünde Ebu’l As’ın gururu var. Yapamam diyor, sonra kavmim bana ne der?

Kavmi de boş durmuyor tabi. Taa en başından beri Ebu’l As’a “Bırak Muhammed’in kızını!” diyorlar. “Sana kız mı yok? Bak kimi beğenirsen onu sana alalım.” diyorlar. Hatta bir gün onu çağırıyorlar Darün Nedve’ye. Vaad üstüne vaadler. “Bırak Zeyneb’i, boşa Zeyneb’i, Terket Zeyneb’i” diyorlar, diyorlar da ne mi cevap alıyorlar: “Siz ne diyorsunuz, siz benden canımı istiyorsunuz. Gözümü istiyorsunuz. Göz ışıksız olur mu? Zeyneb’le ben göz ile ışık gibiyiz. Canla beden gibiyiz. Tenle tırnak gibiyiz. Hayır, hayır, eşimden ayrılmayacağım. Başka hiçbir Mekke kızına da bakmayacağım. Hem zaten Zeyneb’e denk birisinin olmadığını siz benden daha iyi bilirsiniz.”

Ebu’l As diyor ki sonrasında Zeynebine: “Dünya bir olup üstüme gelse, yine senden vazgeçmem. Saçının bir teline zarar verdirmem. Kimseye söz düşmez. Biz bu gönül bahçesini hep sevgiyle sulayıp, sabırla yeşerteceğiz.” Zeynep bir peygamber kızı. Ebu’l As müşrik ama adil, ama o da vefalı.

Hikâye uzun. Yazı yeri dar… Kısa keseyim. Bedir muharebesine Ebu’l As müşriklerin cephesinde katılıyor. Zeynep’i düşünebiliyor musunuz? Bir tarafta babası, bir tarafta kocası… Kızına diyor ki “Belki de şimdi ikimizden biri yetim kalacak.” Bu durumu anlatmak kelimelere sığmıyor. Ama Nurdan Damla anlatmış. Ve sanırım, okuyan herkesi de ağlatmıştır. Muharebe sonunda Ebu’l As esir düşer. O şefkat ve merhamet peygamberi esirlere iyi davranılmasını söyler. Ölümü bekleyen esirler şaşkındır. Onlara giysiler verilir. Karınları doyurulur. Ve diyet karşılığında serbest bırakılacakları söylenir. Zenginler diyetlerini verir, fakirler ise on çocuğa okuma yazma öğretme karşılığında serbest bırakılır. Ebu’l As durumu Mekke’ye Zeyneb’ine bildirir. Zeynep farklı duygular içerisinde. Hayatı, annesi, babası, kız kardeşleri, gençlik yıllarının hatırasını derleyen, annesinin hediyesi, birbirinden değerli taşlarla müzeyyen kolyesini fidye olarak gönderir. Gönderir de Hazreti peygamber bunu görür görmez ağlamaz mı? Çünkü o Zeyneb’in bütün duygularını yükleyerek gönderdiği kolyenin hikâyesini çok iyi biliyor. Ve diyor ki ashabına “Bunu Zeyneb’e geri gönderebilir miyiz, ne dersiniz?” Sahabi de aynı rikkatle kabul ediyor. Ebu’l As eşini Medine’ye gönderme karşılığında serbest bırakılıyor.

İşte asıl ayrılık şimdi başlıyor. Her tür çile ızdırap vardı, ama beraberdiler. İşte bir emir gelmişti: “Mü’min kadınlar müşrik erkeklerle evlenemezler, evli kalamazlar.” Birbirlerini böyle seven iki sevgilinin arasına gurur girmişti. Atamadı gururu Eb’ul As. Gururu yüzünden, eşini, aşkını ve çocuklarını kaybetmeyi göze alıyordu ama hidayete ermiyordu. Zeynep her ne kadar kocasına tebliğler yapıyorsa da, onu incitmekten, onun gururunu kırmaktan her zaman içtinap ediyordu. Zeyneb’in sığınabileceği, sadece duası vardı.

Zeyneb ve çocukları Medine’ye doğru yol alırken maalesef Mekkeli kadınların dolduruşuyla Mekke gençleri Zeyneb’e ve çocuklarına musallat oldular. Hubbar isminde bir gencin okuyla ürken deveden düşen Zeyneb sert bir taşa çarpmış, çarpmanın etkisiyle karnındaki dört aylık çocuğunu kaybetmişti. Yaralanmıştı da. Sonrasında Mekke’ye tekrar götürülmüş, hamile bir kadına ve çocuklara musallat olmanın utancıyla Zeyneb’e iyi bakılmıştı. Yaralar biraz iyileşince de bir gece vakti tekrar yollara düşülüp Medine’ye varılmış, baba ocağında sevinç rüzgârları esmişti.

İşte aşkın sözleri burada ortaya çıkıyor. Her iki sevdalı gönül, birbirlerine gönül dilleriyle sesleniyorlar. Kimse bilmiyor, ama geceleri farklı yerlerde de olsalar aynı yıldıza bakıp konuşuyorlar. Gurur ah o gurur, ne derler belasına saplanan gurur. Ebu’l As’ı esir alan gurur. Diğer tarafta sabır, tevekkül teslimiyet ve dua… Bu bölümde çok güzel seslenişler var kitapta. Şair tabiatlı yazarın birbirinden güzel hitapları burada. Okumanızı dilerim. Asıl aşk burada.

Nihayetinde Ebu’l As bir şekilde kervanıyla birlikte bir kez daha Müslümanların eline esir düşüyor. Zeyneb onun için eman diliyor. Ebu’l As peygamberimizin huzuruna çıkıp, mallarının iade edilmesini ve adamlarının serbest bırakılmasını istiyor. Bir kez daha peygamberimiz damadına istediklerini veriyor. Ebu’l As’taki gurur artık kırılmıştır. Bir an önce gidip emanetindeki malları sahiplerine teslim edip dönmek istiyor. Öyle de yapıyor. Döndüğünde diyor ki Zeyneb’e: “Senin için değil ey Yâr! Senin için değil billâh! Ben ki son Nebî’nin bağrında aşkı gördüm, Onun af kucağında ısındım. O aşk ile gaşyoldum. Öyle geldim.”

İşte şimdi Ebu’l As Peygamberin huzurundaydı. Sahabeler de mescitte. Olan biteni izliyorlar: “Güneşe göz yumarak, senelerce sizden kaçtım. En yakın dairenizdeyken en uzak vadilerin bahtsızlığına düştüm. Kavim ve inanç belası beni mahkûm etti. Bu sebeple sizi ve dahi kızınızı çok kırdım, çok incittim. Ama siz bana… Siz bana…” Mescit ağlıyor… “Beni merhamet yağmurlarıyla yıkadınız, şefkatinizin güneşiyle büyüttünüz. En son ikramınızla kavmim ve putlarla aramda olan tüm bağları söküp attınız yâ Resulallah. Şimdi ben huzurunuzda Müslümanlığımı ilan ediyorum. Eşhedü enlâ ilâhe illallah. Ve eşhedü enne muhammeden abdühü ve res’ûlüh.”

Ebu’l As altı yıllık ayrılıktan sonra Zeyneb’ine ve kızı Ümâme’sine yeniden kavuşmuştu. Kavuşmuştu ama Zeynep iyi değildi. O hicret anında aldığı yara zaman zaman depreşiyor ve Zeyneb’i yatağa düşürüyordu. Çok geçmedi, Zeynep otuz yaşındayken ve aşkların en mesudunu yaşarken ebedi âleme göçüverdi. Hazreti peygamber kızını, kızlarının en hayırlısını bir gelin gibi süsleyerek, belindeki izarı Zeyneb’e sardırarak kızına veda ediyordu.

Ebu’l As Zeyneb’in vefatından sonra sık sık onun kabrine gidiyor ve onunla uzun uzun konuşuyordu. Tıpkı altı yıl boyunca yıldızlara bakıp konuştuğu gibi. “Zeynebimdin. Mahremimdin, mahzenimdin, cennetimdin sen benim. Yüreğim o kadar darbe aldı ki Zeynep… Senden sonra fazla yaşayacağımı zannetmiyorum.”

“Kızlarımdan en hayırlısı Zeynep’tir” dediği hazreti peygamberin en büyük kızının hayatını okurken kendimi bir kaç günlüğüne de olsa asrı saadette gibi hissettim. Kitabı bitirip kendi zamanıma dönünce, ne kadar da bahtsız bir hayat yaşadığımın farkına vardım. Eyvah dedim.

Bu kitapta altını çizdiğim çok satırlar oldu. Onları da bir başka yazıda paylaşırım inşallah. Uzun oldu. Hakkınızı helal edin.

Sabır ve Vefâ Timsâli Hazreti Zeynep, Nurdan Damla, Hayat Yayınları, 2013

Sait Köşk

 

Kimler Neler Demiş?

avatar
wpDiscuz