Sabahları baş ağrım yelkenli bir tekne gibi bütün beyin hücrelerimi mağrur istikralı dolanıyor. Hep böyle mi olur? Yataktan tavanı izleyen munis gözlerim sonbahar rüzgarları sebebiyle kaşınıp, kabarırken kanla dolu içinin  böyle bir reaksiyon göstermesini bahara bağlayan nedenleri de yoktur. Olmalıdır ama yoktur. Anormal bir şekilde sezonluk çöküntü içerisindeyken olanların mevsim seçmeksizin vücudumun bana bir oyunu olmasından şüpheleniyorum.

Uzanıp iki lira bırakıyorum gitar kılıfına. Alt geçit hınca hınç doluyken kıvırcık saçlı, kumral tenli, kaşlı, gözlü, mütevazi delikanlıya bakmadan geçemiyorum.

2009 yılında çıkarmış olduğu albümü vizon rengi kartonun üstüne koyarken bir halta yaramadığını düşündüğünü hissettim. Akordunu düzelterek, pentatonik gam ile gitarını konuştururken göz göze geldik. Ümitsiz bir insanın gözünden dünya nasıl görünürdü? Deniz dipleri kadar kalabalık ve kara mı? Kimse dönüp bakmıyor. Kimse onu önemsemiyor. Kimse! İnsanların giderek sanata olan ilgilerinin  azalmasında sabahın körü olmasının payı da vardır. Vardır ama yoktur bir yandan.  Bir cumartesi hiç unutmam bir  avm’nin en alt katında neon iç çamaşırcının karşısındaydı, kaligrafi yaparak cam tabaklarda yaşlıların ilgisini çekmeyen bir insanda görmüştüm.  Guaj boya ile desen tasarımı yaparak ve hatta doğa resimleri de çizen bir adam, Taksim’in Arnavut kaldırımlarında birbirlerine çarparak geçen insanları icrasıyla kendine getiremiyordu.

Yürüyen mervidenlerden, yürüyerek çıkıyorum.  Başım hala ağrıyor. Akordeon çalıyor bir çocuk. Cebimde bozukluk kalmıyor. Simitçi ve piyangocu da aç belli ki. Durup dikkatimi toplayamıyorum. Birazdan işe gideceğim ve cebimde kağıt bir beşlik kaldı.  4. Levent Ziraat Bankası’nın önüne vardığım noktada diz çöküyorum. Bütün hanımlığımı dağıtan, bütün civelekliğimi yere döken, çabuk bir hareketle cebimden, kredi kartıyla aldığım sigarayı çıkarıyorum. Ne hüzün verici bir tablo.  Yer soğuk. Arabalar ardı ardına geçiyor. Durup daha ince düşünüyorum.

Gelir güvencesi olmayan, gitar çalsa bile kapitalizme destek verdiğini bilmeyen insanların  umutsuz yanıyla burjuva ideolojisine yenik düşmüş bedenlerimiz gittikçe ağırlaşıyor. Ben de emperyalizmin kollarında otobüs beklerken sigara içen ve sigara içerken çabuk bitmesin diye rüzgara  ters tutup izmarit ucunu, hesaplı kitaplı davranıyorum güya.  Ne tuhaf. Ne tuhaf ki, acıdan başka hasadımız yok şu halde. Ne tuhaf. Ne tuhaf ki, teessür dolu yüreklerimiz bir doğu çınarı gibi zamanla kabuk bağlıyor. Alışıyoruz bu kör düzene.

Biraz başımız ağrıyor o kadar.

Merve Koçhan

Kimler Neler Demiş?

avatar
wpDiscuz