Topraktan bedene can veren Allah
Bana da yaşamak hevesini ver
Her güne bir ümit veren Allah
Bana da yaşamak hevesini ver…

Bir dilek, bir dua kimi zaman başkaldırı; çoğu zaman teslimiyettir Müslüm Gürses. O bir geçmiş zaman aydını, kimilerine göre de tekkesi olmayan bir şeyhtir.

Gülmeyi dahi bir kurala dayandıran şanlı sosyete; onun çöplüğünden uzak dursa da o ve onun arkasındaki kitle bu ülkenin yadsınamaz gerçekliğidir. Çünkü bu toprağın bir yerinde, bir yerlerin bir yerinde adamın biri şarkılardan aldığı gazla acılarına savaş açıyorsa güvendiği Müslüm Babası var demektir.

Cumhuriyetin ilanından sonraki resmi kültürlenme kampanyasına katılamayan, Türk Sanat Müziğine ait olamayan, Türk Halk Müziğini de sevemeyen kalabalıkların doğurduğu bir karakterdi Müslüm Gürses. Bu toprağın çocuğuydu. Orhan Kemal’in deyimiyle köyden kente göç eden gurbet kuşlarındandı. 1950’li yıllarda Siverek’te başlayan macerası İstanbul’da sona erdi geçen yıl.  Uzun süre tedavi gördü ama iyileşemedi.  Çabuk büyümek zorunda kalanlardandı ve bedeninin çok yorulduğunu söyledi doktorlar. Başbakana kadar her kesimden insanlar ziyaretine gittiler onun. Kenar mahalleden köşe başından kim varsa oradaydı. Yıllar boyunca onun müziğini küçümseyenler bile oradaydı. Sosyal statünün, insan olmaktan daha önemli olduğu ülkemizde sağa sola takılmamayı bilinci kapalıyken gösterdi, bilinci yerinde duran beyinlere. Müslüm Baba’ya uzak kalmanın bu topluma yabancılaşmak olduğunu konuşamazken de anlatabilmişti sonunda. Bir ihtiyaçtı bizim için Müslüm Gürses. İyi düşünüldüğünde birçok şeyi ifade ettiği anlaşılacaktı. Toplumumuzu anlamak için Müslüm Gürses’in sesinden yürümek gerekiyordu. Murathan Mungan da buna kayıtsız kalamadı. O, kendi düzenine devrim yapacak kadar cesaretliydi. Kimsenin beklemediği bir zamanda, daha önce kıyısından geçmediği tarzda şarkılar söylemeye başladı. Onu da “Müslümce” yapmıştı, sırıtmadı.

Güzel adamdı. Vakurdu, sır vermezdi. Gözleri önünde babasının annesini öldürdüğünü hiç anlatmadı. 1978 yılında geçirdiği trafik kazası sonrasında öldü zannedilip morga kaldırılmış, görevlinin hayat belirtisini fark etmesi sayesinde kurtulmuştu. Duyma yetisinin yarısını kaybetti. Hiç koku almadan devam etti hayatına ama hiç anlatmadı. Gören var mı bilmem, ben onun ağladığını görmedim. Lakin gülerken gözlerinin içine kadar gülmeye kararlıydı. “Bu hayatın acısını çekmek için geldik, çekeceğiz.” demişti, bir konuşmasında. Çekecek derdi kalmadı artık. Ve gitti. Konya’yı bilip Hanya’nın neresi olduğuyla ilgilenmeyen o sevimsiz çocukların Müslüm Babası yok artık. Biliyorum; dünya yine dönmeye devam edecek ve birileri yine acı çekecek ve birileri İstanbul’da yaşarken Adalar’ı hep uzaktan görecek. O gittikten sonra millet adam gibi efkârlanmayı özleyecek. Biliyorum hiç kimse Ahmet Arif kadar güzel “hayın” diyemeyecek. Hiç kimse de bu hainliklere Müslüm Baba kadar güzel gülemeyecek.

İtiraz edenler için son sözüm; kaldırımların çilekeş yalnızların annesi olmasıyla, yakarsa bu dünyayı gariplerin yakacağı iddiası, aynı hissiyatın kardeş çocuklarıdır. Bunun reddi bu âlemin aşk üzerine yaratıldığının da inkârıdır.

Akif Tuna

Kimler Neler Demiş?

avatar
wpDiscuz