Çelimsiz vücutlarıyla bir iki kere kullanıldıktan sonra bir köşeye atılan mumları biriktirerek mum koleksiyoncusu oldunuz mu? Işığında parıldayan onca anı varken, işiniz bitince kaldırıp bir kenara mı attınız yoksa?..

Mevsimin kış; yağan karın gökte parlayan ayla uyumlu bir görüntü sergilediği akşamlarda, gidince o güzelim gavur icadı; önce veryansın eder, sonra iyi ki de gitmiş derdik. Çünkü böyle zamanlar, elektriğin çaldığı vakti bize armağan ederdi. Kenarda, köşede duran sadece ışıklar gittiğinde hatırlanan mumları çıkarır, el yordamıyla kibriti bulur, zevkle mumun ipliğini tutuştururduk. Karanlığın verdiği ürperti mumun cılız ışığıyla sönüverirdi. Belirsizliğin getirdiği her an bir yere vuracakmışsın hissini sakin bir huzur kaplayıverirdi. Mum ışığının altında romantik aile sohbetleri ederdik çekirdek çitlemeli. Meyve saatine geçerdik sonra. Bir mum, bir de sobanın deliğinden odaya doğru çıkan yuvarlak ışık aydınlatır, sıcacık yapardı evimizi. Sobada odunlar yandıkça çıtırtı sesleri gelirdi. Ve sobaya yaklaşmamaya dair anne uyarıları…

Her şeyiyle mum evimize güzel şeyler getirirdi. İyiki de gitmiş derdik elektrikler. Hep böyle kalsak ve saatlerce sohbet etsek… Bu arada babam uyuklamaya başlardı. Ne de olsa bizim sohbetimiz onu açmaz. Biz gülüştükçe, şakalaştıkça arada arkadan bir ses gelirdi. “Susunnn!..”

İşte o zaman daha da tatlı olurdu konuşmak. Sanki ışıklar gidince dilimiz çözülür, en ücra köşelerdeki anılar bile ortalığa saçılır, kuşlar gibi cıvıldaşırdık. Neden sonra geldiğinde elektrik, gizli bir iş yapıyormuş da yakalanmış gibi kalakalırdık. Birbirimizin yüzünde hiç görmediğimiz ayrıntılar belirirdi. Gülümseyen yüz hatlarımızın yere düşmesi kadar gerçek. Köşede yanan mum sönerdi önce. Babam rüyada bile sıkılmış hissederdi kendisini ki hemen televizyonu açtırırdı. Ve biz tekrar pür dikkat onu izler, kendimizi unuturduk.

Bize kendimizi hatırlatan bir şeydi mum. Onun altında sadece gülüşüp eğlenmek değil, durup düşünmek de güzeldi. Onun yanışını izlemek de. En yukarıda yanmaya başlayınca hafif bir oyuk açılırdı önce. Sonra mum yandıkça oyuk derinleşirdi. Olgunlaştıkça başını eğen bir başak gibiydi mum. Kendi içine doğru başını gömüyordu. Bir yandan da o oyuğa dolardı eriyen mum parçaları. O oyuktan taşar ve gözyaşı şeklinde kenardan akardı. Ben oradan akan mum damlasına dokunurdum. Elimi yakardı sıcaklığı. Sonra parmaklarımda donuverirdi. Sadece bu bile hiç sıkılmadan izleyeceğim bir şölendi benim için. Mumun tamamı yanıp da sadece yerde yassı bir kütle kalınca o da oyuncağımız olurdu. Şekilden şekle sokardık onu. Soğuyana kadar.

Bizi ışıttıkça kendinden eksilen mumları düşünüyorum şimdi. Çocukluk anılarımın baş köşesine oturan mum, aydınlatmayı sevdiği gibi paylaşmayı da seviyor. Yanında tutuşmak için hazır bekleyen mumlara bir parça eğiliveriyor. değdiriyor başındaki yanan kakülünden. Ne kaybediyor? Hiçbir şey! Daha güçlü yanıyorlar, beraber. Bir uyanık mum, tüm uyuyan mumları uyandırmaya yetiyor.

Birer mumuz hayatta. Varlığımızı adadığımız ipliklerimiz var her birimizin. Kimi kendi ipliğini bulamamış, başkaca iplikleri ruhuna giydirme derdinde. Ne ipliği ruhuna yakışmış ne ruhu ipliğe. Yanamamış, tutuşamamış… Kimimiz bir ömür bir kibrit ucu beklemiş. Dişiyle tırnağıyla ipliğini bulmuş, kıyafetini üstüne geçirmiş ancak bir alev olmamış onu tutuşturan. Yanamamış. Kimisi çarçabuk yanmış, saman alevi sanmışlar. Kimisi ağır ağır bir köşede hep var olmuş. Birer mumuz  hepimiz. Bazılarımız ışık saçıyorken, bazılarımız da ışık bekliyor. Işık saçan küçük mumların iplikten başka neleri var? İçlerinde tutunup durdukları o umuttan başka?.. Her yandan üstümüze saldıran rüzgârlara karşı mumun direnecek neyi var? Sağa sola korkuyla kaçışan ışığını eliyle okşayacak, sakinleştirecek o tek şeyden başka! İpliği, umudu, yarını ve ışığını paylaştıkları…

Bazen de acıları paylaşır mum. Gelin ağıdının başında dönen hüzün olur. Örtünün altındayken yukarda çevrilip duran, gözyaşlarının etkisiyle ışıkların çizgilerinin genişlediği ve gelinin başını döndürdüğü acı. Bir veda bazen, bir var olma sevinci. “İyi ki doğdun”…

Çok şeyler sığar mumun küçük gövdesine. Ve an gelir biter bedenimizin ipliği. Erir ruhumuz ve mum söner.

Kevser Evsen

TEILEN
Önceki İçerikYağmur Duası
Sonraki İçerikSağ da Bizim Sol da Bizim
Kevser EVSEN
Ben kimim? Ben her şeyden önce “insanım”. Hayattaki en büyük onurum insanlığım, en büyük hedefim insanlığımı yitirmemek. Adımın yanına gelecek hiçbir...

Kimler Neler Demiş?

avatar
wpDiscuz