Mahalle Mektebi Dergisinin 28. Sayısı Çıktı: Meydan

0
295

mahalle mektebiMahalle Mektebi’nin 28. sayısı mutad olduğu üzere Abdurrahman Depeler’in hattıyla açılıyor: “Doğrusu arınan, felah bulmuştur.” (A’la 14)

Öykülerle başlayan dergide ilk öykü Köksal Alver’e ait, Bilgi ve Hikmet. Öykü, her yandan üzerimize boca edilen bilginin, hikmet karşısındaki çaresizliğini dikkat çekici bir sosyal okuma olarak sunuyor bize.

Abdullah Harmancı’nın öyküsü, Annem İçin Dört Gül Dalı. Dünyada, şehirde ve evlerde gezinen insanın vakti gelince ölmesi değil de, bir ebenin ellerine doğmasının aykırı resmi.

Mehmet Kahraman’ın öyküsü, Bitmeyen Yol. İthaf Ömer Korkmaz ve Abdullah Kasay’a yapılmış. Babaya rağmen ve babayla birlikte büyümek kavramı uzun bir yürüyüşle işlenmiş satırlarda.

Emine Acar’ın öyküsü, Zaman Zaman İçinde. Süleyman Unutmaz’ın Kübra ithaflı şiirlerinden sonra bu öykü de Kübra’lara armağan edilmiş. Çocuğu olmayan bir kadının, karşı balkonda bunalarak bebek çamaşırları asan başka bir kadını izlemesi ve Kübra’sı arasındaki boşluğun hikayesi.

Safiye Gölbaşı’nın öyküsü, Her Ayrılık Sonyazda. Çok tanıdık bir boşanma durumu bu. Hani bir ayrılık tam da böyle olur, ne eksiği var ne fazlası dediğimiz türden.

Gülhan Tuba Çelik’in öyküsü, Evsizler Şarkı Söyler. Konya’nın Gezlevi kasabasında başlayıp İstanbul’da bir evsize uzanan arayış ve varoluş hikayesi.

Recep Kayalı’nın öyküsü, Süleyman’ın Körlüğüdür. “Tekrar avucuna almış kuşu. Bu defa hissedememiş kalbini. Belki uçar diye tekrar atmış havaya. Attığı gibi düşmüş kuş. Bu sefer kan gelmiş ağzından. Öyle olur. Yenilgi dediğin en az iki kere olmalı.” Kuşların, Süleyman’ın, Nurten Teyze’nin yenilgisi bu öykü. Yenilgiler çığlık olup gökten yağmış. Tufan olmuş. Köylüler o sene doğan çocukların  adını Nuh koymuş. Yine de yenilgi. En az iki kez. Çünkü “Adının Nuh olması seni tufanlardan korumaz.”

Bülent Ayyıldız’ın öyküsü, Bir Sigara Mühleti. Yazar, okuru karşısına almış, onunla beraber oluşturuyor metni. Bunu yaparken Atay ve Atay’ın kahramanları ile ilişkiler kuruyor. Metnin ortalarında birden durup hakim anlatıcıya veriyor sazı. Öykü gidenin ve yolların olduğu klasik bir ayrılık anını resmetse de teknik anlamdaki çeşitlilik anlatıya renk katıyor.

Fatma Zehra’nın öyküsü, Kağıt Top. Fatma Zehra kendinden büyük hikayeler yazmakta oldukça başarılı. Dil kullanımı açısından biraz daha zaman gerekse de içerik anlamında geçmişe hükmediyor Fatma. Zemini sosyolojik gözlemlerle dolu dolu olan, sıcacık bir dostluk hikayesi bu öykü.

Emine Gülden Güzel’in öyküsü, Annemin Çeyiz Sandığı. “Anasının kaderi kızına.” cümlesini söyleten irfan, bir sandığın motiflerinden düşüyor hatırlayanın belleğine.

Erhan Genç’in öyküsü, Mevlithan. Babadan kalma mesleği devam ettiren bir mevlithanın, mevlid okuması sırasında, satırlar arasındaki uzun hatırlayışlarını öykülemiş; sonundaki sürprize alışık olduğumuz post modern bir hamleyle.

Müzeyyen Çelik’in öyküsü, Zeytin Ağacı. Çok net, berrak bir kısa-kısa öykü. Şehirden ve insandan, şehrin insanından kaçıp göklere sığınmak istiyor varlığı.

On üçüncü ve son telif öykü Mehmet Harmancı’dan Çok Şık Işık. Kısa- kısa bir öykü daha. Şadırvandan ve şehirden.

Tercüme hikaye Babe binti Muhammed Zuheyr Muhammed Ebu Salih’ten, Farklı Bir Işık. Gözleri görmeyen bir baba çocuğuna kendi ışığını anlatıyor. Mütercimi Yusuf Sami Samancı.

Öykülerin tamamına baktığımızda tesadüfi şekilde bir araya gelen çeşitli kavramlar görüyoruz. “Baba” kavramı bunlardan biri. Dört öyküde de baba kavramı işlenmiş. Aynı şekilde “anne” kavramı da üç öyküde ortak. Bir hikayede işlenen “dede” kavramını da bu paralelde saymak elbette mümkün. “Ayrılık” iki hikayenin ortak teması olmuş. “Körlük” iki hikayede birden karşımıza çıkıyor. Ayrıca “yol” ve “yürüyüş” beş öykünün de altyapısını oluşturuyor.

Öykülerden sonra Yunus Develi söyleşisiyle devam ediyor dergi. Konuşturan, Sıddık Yurtsever. Yunus Develi’nin; önce yoldaşı seçilen yollardan, yayımlanan ilk yazılarından, huzursuz ve öfkeli olması gereken gençlikten, 80 darbesi öncesinden, yaşanmamış çocukluklardan, kıssalardan, işin teknik/hikmet boyutundan, müslümanca yaşamaktan ve eşyanın insanla münasebetinden bahsettiği verimli bir sohbet olarak okunmayı bekliyor.

Şiirler Ahmet Sarı ile açılmış. Yakın zamanda çıkan iki adet üçlemeyle bu aralar çok konuşulan yazar-şair “Mezar” demiş bu sayıda:

“ruh çekilirken bedende oluşan oyuk

hüznümdür. mal-i hülyaya çalar üstelik.”

Vural Kaya, Uçurumlar Bestecisi:

“Tuhaf değil insanın kendi avuçlarında sevinebilmesi

Sevinebilirim, bir kapı aralığından bakıp dünyaya…”

Arif Ay, Gelecek Günlere:

“bir mendil kar gibi

soğut yüreğimi

akmak istiyorum tüm kurak zamanlara

sonsuz bir şırıltıyla

sevgili”

Abdulhalik Aker, Sitayiş:

“Sen varsan ay aydınlık, gökte cana yakınlık

Sen yoksan hep dargınlık, hep onulmaz inkıraz”

Süleyman Aydemir, Aşk Çıkmazı:

“Endamın gölgelemiş dünyayı kusursuzca

Gölgeni seyre daldım bebek gibi huysuzca”

  1. Ali Köseoğlu, Epey:

“siyahsa ve beyazsa

esmerse yahut sarıysa

kuşsa hadi diyelim bebekse

çiçekse yağmursa ya da

güneşse de hayat

acıdı bir kere”

Ömer Korkmaz, Vücud

“Çekmeden ızdırabını bir cümle kuramazdı

Izdırapsız cümleler onu kurtaramazdı.”

Rasim Demirtaş, Boşluk Gazeli

“şiir yazıyorsun boş

Oynuyorsun coşkulu katarsis oyununu”

Ömer Karpuzoğlu, Üzerimize Güneş

“gecenin örtüsü yırtıldığında

sessizliği fırsat bilip

ne buldum

dolaşarak o boş vadilerde”

Yümni Baba, Aşıkane

“Vay benim ömrüm bugün bir karangu gecedir

Ne çın seherim kaldı, ne sabahım aldılar”

Cenani, İlahi

“Giryan olduk zar eyledik

Vahdet bağın şar eyledik

Ene’l Hakk’ı bar eyledik

Üveysi-yi Aşki’yiz biz”

Şiirlerden sonra, Eşrefoğlu Rumi Hazretlerinden bir temsil görüyoruz. Bu dünyanın ahiret yolunun üzerinde bir yol uğrağı olduğunu bilenlerin kazandığı bir kıssa okuyoruz. Kıssanın ardından “Meydan”  dosyası açılıyor önümüze.

Yasin Akbaş, Bütün Meydanlar Bir Meydana Çıkar: Mahşer Meydanı adlı yazısında; mekanların meydanlara göre adlandırıldığından başlayarak Mahşer meydanına getiriyor sözü.

İbrahim Demirci, Meydanın Ortasındaki Sahanın Alanı Çevresinde Cevelan Gezinişi adlı yazısında; meydanın sözlük anlamlarından, Meydan mecmuasından, Sezai Karakoç’un Meydan Ortaya Çıktığında adlı hikayesinden, Bu Meydan isimli aylık dergiden, isimleri Meydan olan iki gazeteden, meydanların kirinden ve son olarak da Beyazıt Meydanı’ndaki güvercinlerden bahsetmiş.

İbrahim Kunt, Sözlüklerde Meydan adlı yazısında Farsça’nın en önemli ve kapsamlı sözlüğü Dehhoda’dan, meydan kelimesinin anlam ve türevlerini yazmış.

Ejder Ulutaş, Meydan İmgesi adlı yazısında meydanın konuşma, sahiplenme, ötekileştirme, vitrin olma, meşrulaştırma, kulak olma ve hafıza anlamına gelme gibi sembolik formlarını incelemiş.

Ulvi Kubilay Dündar, Mekanın Şerefi adlı yazısında köy meydanından başlayarak sorgulayan bir meydan resmi çizmiş.

Ahmet Özpınar, Meydanın Gör Dediği adlı yazısında meydanda yapılan bütün eylemleri sıralamış, hatta meydanın “taşınmaz”larını bile notlamış.

Mehmet Ali Aydemir, Hükümet Meydanı adlı yazısında kent meydanlarının mesafeli yüzünden söz etmiş.

İslam Can, Siyasette Meydan ya da Meydanda Siyaset adlı yazısında Siyaset Meydanı programını ve direnişlerle özdeşleşen kimi meydanları incelemiş.

Gökhan Bozbaş, Tahrir Meydanı adlı yazısında Mısır’ın en büyük tanığı Tahrir’in haykırışlarını konu etmiş.

Ahmet Gökçen 14 Ocak 2011 Meydanı adlı yazısında Tunus devrimlerinin sembolü sayılan meydandan ve onun sosyo-kültürel zemininden bahsetmiş.

Muhammed Mücahid Dündar, Nesimi Gibi Derisin Yüzen Gelsin; İşte Meydan adlı yazısında dergahlardaki Meydancı Dede’lerden, tasavvufi anlamda yolun sonu olan fena makamından söz ederek yazısını bir Nefes ile bitirmiş.

Ahmet Çalışır, Meydancı Dede adlı yazısında dergahları ve musikiyi incelemiş.

Betül Ok, Aşıklar Meydanı adlı yazısında deyim ve atasözlerinden, aşık atışmalarından bahsederek yazısını kainat meydanında nihayete erdirmiş.

Seyfettin Kurt, Meydan Dayağı adlı yazısında; halk ve iktidar, suç ve cezalandırma gibi sosyolojik tespitlere yer vermiş.

Sami Yaylalı, Dikey Meydan adlı yazısında binaların dönüştüğü çok katlı meydanları ve buna direnen insanları incelemiş.

Dosyadan sonraki söyleşi kısmında, ikinci konuk olarak Hilmi Uçan var. Konuşturan Abdullah Kasay. Hilmi Uçan; eleştirinin imkanlarını, düşünmeyi, eleştiri-edebiyat bağlantısını, Türkiye’de eleştiri tarihinini, göstergebilimsel eleştiriyi çok hassas noktalarına temas ederek açıklıyor.

Düşünce yazıları kısmında Vefa Taşdelen, Meydana Çıkan Yollar: Şahsiyet ve Değer adlı yazısında değerler bağlamında bir analiz yapmış.

Peyyamisefa Gülay, Tanım ve Ölüm Versus Yorum ve Hayat adlı yazısında gaybdan, tanım ve ölüm, yorum ve hayattan yola uzanmış.

Abdullah Kasay, Baretini Tak! adlı yazısında felsefe ve İslam düşüncesi ilişkisini sorgulamış.

Fatih Özkafa, Sanat Yolunun Salikleri adlı yazısında usta ve salik bağlantısını irdelemiş.

Bahattin Yaman, Leyla ve Mecnun Resimleri adlı yazısında Leyla ile Mecnun tasvirlerinden çeşitli sahneleri paylaşmış.

Caner Solak, Cenab Şahabeddin’in Şiirlerinin Sembolizm Açısından Yorumu adlı yazısında sembolizm kavramından başlayarak şairin sembolizmden ne anladığı şeklinde ilerleyerek şiirlerinden örnekler vermiş.

Ömer Faruk Dönmez, Yunus Develi: Bir Yazar, Bir İnsan adlı yazısında dayısı Yunus Develi’nin, edebi kimliğini oluşturmadaki rehberliğini ve bir insan olarak duyarlılığını paylaşmış anılar halinde.

Muammer Çelik, Mustafa Kutlu’nun Vedası adlı yazısında, yıllardır Dergah dergisinin yükünü taşıyan Mustafa Kutlu’nun kendisi için ne anlama geldiğini yazmış.

Öykücülerle Yeni Okumalar bölümünde Hasibe Çerko ve Nermin Tenekeci var. Hasibe Çerko son kitabı Leyla, Nermin Tenekeci de son kitabı İnsan Hatırlar üzerine konuşmuş sorular bağlamında.

Öykümün Bahanesi bölümünde bu sayı, Aykut Ertuğrul konuk edilmiş. Babasından Yaşlı Bir Oğulun Hikayesi’nin yazılış hikayesini yazmış Aykut Ertuğrul.

Aks-i Suret Bölümünde Muammer Ulutürk Fading Away/ Sönen Hayat başlıklı yazısında kurgu ve öyküsel anlatımlarla dolu fotoğralar çeken Henry Peach Robinson’dan bahsetmiş.

Şey bölümünde Zeynep Tenekeci, Tarak üzerine dolu dolu bir yazı oluşturmuş.

Tanrıkulu bölümünde Muammer Çelik, Fuat İğdebeli’yi anlatmış.

Son olarak Ahmet Sarı’dan bir sinema yazısıyla kapanmış Mahalle Mektebi: Yorgos Lanthimos’un Dehşet Dili ve Korkutucu Evreni. Bu yazı, komşu ülkede yaşanan zor günlerin, nasıl olup da yeni bir sinema algısı oluşturduğuna dair, oldukça dikkat çekici bir inceleme olarak okurlarını bekliyor.

 Gülhan Tuba ÇELİK

 

MAHALLE MEKTEBİ’Nİ TEMİN EDEBİLECEĞİNİZ NOKTALAR:

ADANA: ŞADIRVAN KİTABEVİ
ANKARA: KURTUBA KİTAP KAFE, İHTİYAR KİTAP KAFE, AKÇAĞ KİTABEVİ, TURHAN KİTABEVİ, İMGE KİTABEVİ, BİRLEŞİK KİTABEVİ
ANTALYA: KİTAPKURDU SAHAF
BURSA: GAYE
DENİZLİ: HİCRET KİTABEVİ, HECE KİTABEVİ
DİYARBAKIR: ENSAR KİTABEVİ
ERZURUM: KİTMAR
ESKİŞEHİR: ADIMLAR KİTABEVİ, YEDİLER KİTABEVİ
GAZİANTEP: DONKİŞOT KİTABEVİ
İSTANBUL: AĞAÇ KİTABEVİ, İNKILAB KİTABEVİ , KADIKÖY MEPHİSTO, İSTİKLAL MEPHİSTO, İNSAN KİTAP, KAKNÜS KİTABEVİ, İZDİHAM KİTAP KAHVE, NÂ-DİDE
İZMİR: YAKIN KİTABEVİ
KAYSERİ: AKABE KİTABEVİ, ERCİYES ÜNV. İLAHİYAT FAKÜLTESİ
KONYA: HÜNER KİTABEVİ, ÇİZGİ KİTABEVİ
MALATYA: FİDAN KİTABEVİ
RİZE: ÖNCE KİTABEVİ
SAKARYA: DEĞİŞİM KİTABEVİ
SİVAS: DENGE KİTABEVİ
TRABZON: YOLCU KİTAP KIRTASİYE, RA KİTABEVİ
YOZGAT: SAHAF KİTAP

Kimler Neler Demiş?

avatar
wpDiscuz