Mahalle Mektebi 26. sayısına Muammer Ulutürk fotoğraflarından enfes bir kareyi kapak yapmış. Ve mutad olduğu üzere Abdurrahman Depeler’den bir hat: Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.

Öyküler Mehmet Harmancı ile başlıyor. Putbilimi. Esasında kıpkısa bir öykü bu. “Her şey hızla putlaşıyordu. Birinciliği paraya verdiler.” İki cümlelik bu öykü net bir şekilde tüketim kültürü eleştirisi olarak yorumlanabilir. Paranız yoksa bu dünyada olmanız anlamsızdır çünkü tüketemezsiniz. Putunuz yoksa dağılın.

İkinci öykü Ahmet Sarı’dan Bir El Var. Kurgu oldukça dikkat çekici. Çalışılan kurumda insanların cüzdanlarından ihtiyacı kadar para alan bir varlığın hikayesi. Bilerek insan demiyorum çünkü muhayyilemizi zorlasın istiyorum bu “varlık”. Öykünün sonunda yazar da saklı bıraktığına göre belki o da aynı şeyleri düşünmüştür kim bilir. Bizden çalınan sadece para değil, bizden çalan sadece insan değil nihayetinde. Yine şahsım adına öykünün sonuçlanmasını isterdim zira parayı kimin çaldığını çok merak ettim.

Üçüncü öykü Safiye Gölbaşı’dan Şikeste. Evlenmemeyi tercih eden iki kız kardeşin birlikte yaşlanmaları ve zaman zaman eski defterleri açarken birbirinden sakladıkları yeri geldiğinde bilinç sıçramalarıyla verilmiş. İçerik anlamında ve kurgusal anlamda sempatik olmuş. Okuyup bitirdiğinizde her şeye rağmen umudun tadı kalıyor damaklarınızda.

Dördüncü öykü M. Fatih Yıldız’dan Sela. Kurgusu güçlü bir öykü daha. Dili kıvrak, bizden önce koşuyor son cümleye. Parantez içleri sıcacık, tadından yenmiyor. Sonundaki intihar sebebi biraz zorlama dursa da aşırı derecede sırıttığı söylenemez. Karı/ karı sözcük oyunu hoş olmuş.

Beşinci öykü Emine Acar’dan Gül Kurusu Eteğin Hazin Hikayesi. İyi bir öykü daha. Sokaklarda gezip öyküler toplayan, Meryem’ini unutamayan yazarla birlikte gül kurusu eteğe ve karısına kızarken işlerin aslında hiç de öyle olmadığını görüyoruz. Öykünün iki kısımda farklı bakış açılarıyla anlatılması dikkat çekici olmuş.

Altıncı öykü M. Zeki Saka’dan Açıl Biraz. Kurgusal anlamda belirgin bir olay olmasa da anın akışkan bir tarzda ifade edilmesi ilgi çekici. Cümlelerin kısa kesilmesiyle de o “an”ları yakinen hissediyoruz.

Yedinci öykü Gülhan Tuba Çelik’ten Kıran Artığı. 93 Harbi, Kurtuluş Savaşı derken kıtlık, kıran, yokluk, yoksulluk, salgın hastalık pençesinde bir Anadolu. Büyüklerimizden benzerlerini çokça duyduğumuz gerçek bir hikâye.

Sekizinci öykü Zeynep Tenekeci’den Mealen. Zeynep “Sabredenleri müjdele.” diyor sınıfta fakat ADİL OLMAYAN NE? Sımsıcak bir hikaye Zeynep Tenekeci rüştünü çoktan ispat etmiş bir öykücü zaten. Söylenecek çok fazla bir şey yok.

Dokuzuncu öykü Fatmanur Yaldız’dan Henüz Yaşım 8. Öyküde duygusal öğeler biraz hissedilir olmakla beraber sığ bir melodram tadı vermiyor bize. Tipik sevilmeyen çocuk, kötü geçmiş çocukluk post modern anlatıda unutulur gibi olmuştu. Unutulması çok daha iyi. Yine de Fatmanur yaşına göre gayet azimli ve başarılı.

Onuncu öykü Ahmet Topbaş’tan Emin Efendi: Kehribar Tespihli Adam. Pera’da Kuşkonmaz Han’ın sahibi Emin Efendi’nin esrarengiz ölümü, yazılan bir hikâye ve muharririnin sıra dışı bağlantısı. Kuşkonmaz Han’la ilgili temel hikâyeyi 23. sayıda okumuştuk. Paralelinde bundan başka öyküler de türeyecek gibi. Çünkü en başından beri titizlenilerek kurulmuş bir altyapı mevcut. Bu temelde yan versiyonları beklediğimi ifade etmeliyim.

On birinci öykü Mücahit Küçüksarı’nın tercümesiyle Tevfik Yusuf Avvad’a ait Topal Çocuk. Topal bir dilencinin köleliğine baş kaldırıp vahşileşmesinin hikâyesi. Merhamet dolu bir yol ve acımasız son. Aydınlık taraftan karanlık tarafa hiç farkında olmadan geçiş.

Öykülerden sonra söyleşi bölümünde Muammer Çelik Ağabey var. Kitapçı, yazar ve öğretmen. Konuşturan Hasan Harmancı. Muammer Çelik ile kitaplar, kitap evleri, Erzurum’un kültürel atmosferi ve şehrin insanları üzerine keyifli bir söyleşi yapılmış.

 

mahallemektebi26ç
Mahalle Mektebi Dergisi 26. Sayısı ile Aramızda

Şiirler kısmı Arif Ay ile açılmış, Güz.

“sarı yapraklar yapışıyor sesime
Solgun bir gül halidir
Artık her yerde yalnızlık”

İkinci şiir Ali Emre’den Kuşları Geçince Tekfir.

“Önümüze altın sayfalar, görkemli dostluklar değil
Bin yıllık bir cüruf koyuyor tarih, küçük bir
Ceviz kabuğunu doldurmayan meseleler ya da.”

 Üçüncü şiir Vural Kaya’dan Yaşamak Uzun Bir Geçmiş İster. Vural Kaya şiiri popülist şiir karşısında inatla yatağını koruyan güvenli bir ırmak gibi. Her seferinde bizi sakince içine alıyor. Yumuşatıyor.

“burada bekleme ey yolcu, yazılıydı, umutların çirkinleştiği
eskilerin anılarına koşup üstüne kapandığı istasyonlarda
bazen öylesine yaşarım, yokum aslında ben, eski bir sandalye gibi.”

Dördüncü şiir Süleyman Unutmaz’dan Dar’ül Harp’te Duyulan Tek İnilti. Mahalle Mektebi’nde, Kübra için yazılan şiirler tüm görkemiyle devam ediyor. Her sayıda yeni bir Kübra şiiri görmeye fena halde alıştık.

“Hırçındım kaskatıydım öğleden sonraları
Suçsuz kuyularımda hayvanlarım inlerdi”

Beşinci şiir Mustafa Uçurum’dan Çaylar Senden.

“Yeni bir dünya olsun beklenen vakitler belki orada
Zil çalsın meydanda kimse kalmasın
Usta bir muhacirim dedim ya kalmak benim neyime”

 Altıncı şiir Ali Akçakaya’dan 07.10.2015. Ali Akçakaya derinlikli şiirlerine devam ediyor. Bu şiirler gün geçtikçe güçleniyor, güzelleşiyor, kendini buluyor. Çok yakın bir zamanda cesur bir hamle yapacağına inanıyorum Ali’nin. O hamleyle artık tamamen kendi yolunda akacak.

“İkinci kuş
Uçtu
Düştü sonra yılmadı
Kalktı beyaz haberlerin yanında
Kırmızı lekeler de getirdi
Sevdik ikinci kuşu
Ötüşünü kulaklarımıza kazıdık”

Yedinci şiir Ali Bektaş’tan. Başlıkta bir dipnot, dipnotun altında da şairin, şiirini tercihen başlıksız yayımladığına dair bir not görüyoruz. 11’li hece ölçüsüyle ve kıtalar halinde yazılmış.

“Geçmiş artık rüya gelecek düş
Ölüyor şimdiki hayali cümbüş
Neyse bu yaşamak ızdırab gülüş
Bir bir kayboluyor biz ölüyoruz”

 Sekizinci şiir M. Ali Köseoğlu’ndan Taşsız Mezar. Tolstoy’un bir cümlesi üzerinden  yükselip gitmiş.

“giderken el sallamaz sevgili
elvedasız ayrılıklar sığar toprağa
tebessüme gizlenir fırtınalı çığlıklar
gözünden kopan nehir
ne haz alır ne de verir”

 Dokuzuncu şiir Belya Düz’den Dejenere Samuray. İlk dize o kadar güçlü ki, iki sayfalık bu şiirin hepsini silip sadece ilk dizeyi bıraksak yine aynı etkiyi duyardık.

“Babamın uykusuna inancım var hak edilmiş uykular.”

Onuncu şiir Hatice Kübra Ardıç’tan Horozlu Saat.

“Ben hiç kıyısında nar ağacı bitmiş bir deniz görmedim
Hiç dokunmadım kendime aynalarda
Ve aynalardan daha uzak bir yer de keşfedemedim.”

On birinci şiir Süleyman Karaca’dan Yüzümü Normale Dönüyorum.

“Kimse gök kubbeyi yatarak izlememiştir diye içleniyordum
  Ben sustum ayna sustu biz susuştuk suşi sustu”

 İlk tercüme şiir Nizar Kabbani’den Seni Seviyorum ve Parantezi Kapatıyorum. Bu şiir daha dergi matbaadan çıkmadan PDF hali üzerinden, vatsaptan heyecanla dostlarla paylaşılarak ve twitleme yoluyla onlarca kez okundu, konuşuldu zaten.

“Ey kadın – ey çıkmaz
Ey kadın – ey dram
Ey kadın – ey çılgınlık
Korkuyorum seni sevmekten..”

 İkinci tercüme şiir Yümni Baba cönkünden bir hiciv.

Helal haram kattın yuttun birader!
Tennureyle, cübbe sikke beraber
Sen hele kendinden söyle bir haber
Bişnev’den hikayet senin neyine!

Son tercüme şiir Anna Akhmotova’dan Ve Şimdi Yalnız Kaldım Ben.


“Şarkıyla çağıramam sizi,
Gözyaşlarıyla geri getiremem,
Akşamın üzgün saatinde
Duada hatırlarım.”

Şiirlerden sonra Nurettin Topçu’nun Var Olmak adlı eserinden “cemiyeti yoğuracak ruh”a dair bir pasajla dosya konusuna geçiliyor. Dosyadaki isimler ve başlıklar söyle:

Yunus Develi, Sığınmanın Sessizlik Hali

İbrahim Nacak, Sessizliğe ve Susmaya Dair

Mehmet Kahraman, Sesimi Duyan Var mı?

Mehmet Uğraş, Sabrın Hikmetleri

İbrahim Kunt, Hamuşan

Betül Ok, Kentte Ses ve Sessizlik

Zeynep Tenekeci, Orası Öyle!

Murat Ak, İstiklal Marşı Şairin Sessizliğidir

Ahmet Melih Karauğuz, Kitlelerin Sessiz Direnişi: Sivil İtaatsizlik

Muammer Ulutürk, Sus Hemşire

Dosyadan sonraki söyleşi Abdurrahman Harmancı tarafından Cemal Şakar ile yapılmış. Derin konulara değinmesi açısından oldukça faydalı olan, zevkle okuduğum bu söyleşinin en güzel cümlesi ise şuydu: “Müslüman ne yaptığından daha çok ne yapmayacağı ile bilinen insandır.”

 Son olarak Abdullah Kasay editörlüğündeki düşünce yazılarına baktığımızda yine dolu dolu bir fikir akışı görüyoruz. Düşünce kısmındaki yazarlar ve başlıklar şöyle:

Peyyamisafa Gülay Şeyh Galip, Wittgenstein ve Rilke: Kalbin İşi Ne?

Hüseyin Çil, Safları Sık Tutmak

Muammer Ulukütük, Michel Foucault ve Epistemoloji

Abdullah Kasay, Günümüzün “Kitsch” Anlamı

Caner Solak, Ötekini Tanıma Aracı Olarak “Savaş”

Fatih Özkafa, İslam Ekseninde Sanata Genel Bir Bakış

Abdulkadir Erkal, Aşığın İki Kutsal Mekandaki Seyahati

Ahmet Topbaş, Bir Süreç Eleştirisi

Köksal Alver, Sefer Tası

Mustafa Çiftçi, Hikayemin Hikayesi

Muammer Çelik, Bir Sohbet Ehli İnsan İbrahimhakkıoğlu Feyyaz

Ahmet Sarı, Atom Egoyan Sineması Üzerine

Bu sayıya fotoğraflarıyla katkı sağlayan isimler; Muammer Ulutürk, Hasan Harmancı, İbrahim Dıvarcı, Ömer Lekesiz, Halil İbrahim Tongur

 

Gülhan Tuba ÇELİK

Kimler Neler Demiş?

avatar
wpDiscuz