Türk Aydını

Türk Aydını her mevsim bir başka meçhulün sevdalısı. Geçen asrın ortalarında ıslahatçıdır, sonra ihtilalci olur, sonra inkılapçı. Ve tarih 27 Mayıs’tan bu yana yeni kahramanın zaferine alkış tutar: Devrimci. Artık iki hücreli bir mahpesteyiz; hücrenin biri devrimcilerin, öteki gericilerin.

Ali Suavi

Suavi de bir insandı, uzviyetiyle ve ruhu ile aç bir insan. Balzac’tan çok Dostoyevski’ye layık bir kahraman. Çevresini tezatlarıyla rahatsız ediyordu, tezatları ve zaaflarıyla. Ele avuca sığmayan bir zekâ, kanma bilmeyen bir tecessüs ve kendini beğeniş. Evet, Suavi de bütün psikopatlar gibi kendi kendine hayrandı.

Suavi bir arayış ve çırpınıştır. Yazar olarak başlıca kusuru; üslupsuzluk. Bence edebiyatımızda en yakın ruh arkadaşı, Beşir Fuat. Biri makul, öteki müntehir. Tanpınar’ın teşhisi yerinde: Baş veren inkılapçı bir megaloman, bir “persecute maniague”tır. İyi ama, entelektüelin de başka tarifi var mı? Şerif Mardin’e göre, Suavi’nin isyan teorisi, sosyal adalet ve baskıya karşı direnme fikirleri, aileden mirastır. “Hiç şüphe yok ki Suavi’nin düşüncesinin bu yönünün kaynağını Osmanlı loncaları vasıtasıyla aktarılan eşitlikçi halk geleneğinde aramak gerekecektir.” “Suavi gibi şahıslar tarafından Osmanlı başkentinin ayağa kaldırılmasının sebebini de, bu lonca geleneğinin mirası olan saldırgan/eleştirici ruhta (esprit frondeur) aramak lazımdır.” [1]

Hüseyin Çelik’e gelince; “Suavi’nin çok atak, fevri, her an galeyan halindeki ‘impulsif’ mizacıyla birçok devlet, siyaset ve kültür adamı ile bozuşmuş ve bu yüzden pek çok düşman kazanmış.”[2]

Suavi, “önce ‘hararetli bir meşrutiyet müdafii’dir, 1867’de ‘tam manasıyla ihtilalci’, 1876 Osmanlı-Rus savaşının getirdiği milli felaket, onun Mekteb-i Sultani’deki müdürlükten alınmasından kaynaklanan ferdi felaketiyle birleşince, o şuur altında yatışmış olarak duran ihtilalci tavrını tekrar takınmış ve Çırağan Sarayı’nı bu ruh haleti içerisinde iken basmıştır.” [3]

Kısacası, bize göre ise Ali Suavi, döneminin tüm burjuva aydınları gibi girişimci (müteşebbis) ruhuyla tüm fırsatları değerlendiren ışığı gördüğü yerde pragmatist (fırsatçı) tavırlarla hareket eden bir küçük burjuvaydı.

Nihilizm-Popülizm-Anarşizm

Anarşist mesleklerin ortak yönü, medeni kavimlerin yakın bir gelecekte devletsiz yaşayacakları inancıdır. Godwin, Proudhon, Stirner, Tucker devleti kayıtsız şartsız reddeder. Tolstoy devleti mutlak olarak değil, medeni kavimlerin yakın geleceği için reddeder. Bakimin ve Kropotkin için devrim, yakın gelecekte devleti ortadan kaldıracaktır.

Devrimci doktrinler de ikiye ayrılır:

  1. a) Direnişçiler (Tolstoy),
  2. b) İsyancılar (Stirner, Bakimin, Kropotkin).

Anarşistler doktrinlerin üzerinde birleştikleri bir başka noktada, üretim ve emeğin kendiliğinden düzenleneceğine inanışlarıdır.

Anarşizm bir hareketler ve doktrinler bütünü, hepsinin ortak ve aynıcı vasfı, ferdi değerlerin yüceltilmesi ve netice olarak otoritenin reddi. Otorite halk üzerinde bir baskı ve sömürü aracıdır.

Rousseau’ya (İçtimai Mukavele) ve Hegel’e (insanın dini, siyasi, iktisadi vs. yabancılaşmalarla savaşı) dayanan anarşizm.

Anarşizm, Rusya’da, İspanya’da ve Fransa’da önemli bir rol oynadı. Siyasi bir parti içinde mücadeleyi reddeden anarşistler daha çok sendikalar içinde kavga verdiler. Anarko-sendikalistler, sendikaların politika dışı kalmasından ve genel grevden yanaydılar.

Rousseau’nun, “tabiatta iyi ve hür olan insan” inancından yola çıkan anarşizm, tarih içinde üç akıma ayrılır: Hıristiyan anarşizmi, Tolstoy’un öncülüğünde Çarlık Rusya’sında gelişir. Ferdiyetçi anarşizm, piri Max Stirner. Komünist anarşizm. Proudhon, amaçlarını açıkça belirttiği için, bugün de anarşizm en büyük nazariyecisidir. “Yönetilmek, yetkileri de bilgileri de faziletleri de olmayan yaratıklar tarafından gözaltında bulundurulmak, casuslanmak, sürüklenmek, onların kanunlarına boyun eğmek, kurallarına lebbeyk demek, güdülmek, tartaklanmak, damgalanmaktır.” Proudhon için devlet bir vahimedir, hür bir zekâya düşen vazife bu vahime’yi müzelere ve kütüphanelere kapatmaktır.

Anarşistler her şeyin birden gerçekleşmesini isterler. Devrimci şiddet lüzumludur derler, ama komünistlerden farklı olarak, devrimin hiçbir organize partinin veya liderlerin işine yaramamasını savunurlar. Devrimin mutlaka bahtiyar bir dünya yaratacağı nereden belli? Bir diktatörün iktidara kurulmayacağı nasıl garanti edilebilir? Sağduyuya dayanan bu itirazlardan hiçbiri, anarşik direnişin temelindeki isyan duygusunu çürütemez.

Anarşizm de bütün ütopyalar gibi bugünkü sosyal münasebetlerin eleştirisi ve dikensiz bir gül bahçesi hayalidir. Ne olursa olsun anarşizm, insanların yaşadıkları hayat tarzından tedirgin olduklarını belirten bir isyan ve ıstırap çığlığıdır.

Anarşistler en iyi hükümetsizliktir. İstibdat herhangi bir devlet şekli değil, devletin özüdür; devlet adaletsizliğin, baskının, tekelin somutlaşmasından başka nedir?

Kropotkin

Kropotkin: “İnsanlığı yöneten milyonlarca kanunu üç zümreye ayırabiliriz. 1) Mülkiyeti koruyanlar, 2) Hükümeti koruyanlar, 3) Kişiyi koruyanlar. Bütün kanunlar gereksizdir; zararlıdır, şiddetin, batıl inancın çocuğudurlar; keşişin, hükümdarın ve zengin toprak sahibinin çıkarı için konulmuşlardır. Yakmalı bütün yasaları. Anarşi, insanı olgunlaştıracak, yüceltecektir; herkes herkesin hürriyetine saygı gösterecektir.   Dışarıdan gelecek saldırıları da, daimi ordular değil, halkın kendisi püskürtecektir. Devletin kamçısına ihtiyaç yok. Hele baskı düzeni son bulsun, insanlar kendi aralarında anlaşır; birlikler kurulur.”

Fourier

Fourier: “Çakıl taşlarını bir kutuya koyun, hemen yerleşirler, hem de özene bezene yerleştireceğinizden çok daha iyi.”

Kropotkin: “İnsanlar da öyle, kendi başlarına bırakılırsa daha iyi teşkilatlanırlar; bu teşkilatlanma aşağıdan yukarıya olmalıdır; devletin merkezileşmesi gibi yukarıdan aşağı değil. Hür fertler bağımsız komünalarda toplanır; komünalar bölgeler arası komüna federasyonlarında, onlar da milletler arası büyük federasyonlar halinde bir araya gelir. Kısaca, anarşi düzenin kendisidir.”

Barışçıl Anarşistler

Barışçıl olanları da vardır: Thoreau, Tolstoy, Gandi gibi. Bunlar, örnek olmak, inandırmak, zora başvurmamak (ahimsa) ve medenice direnmek yoluyla başarıya ulaşmak isterler… Birtakımı da kitle eylemlerinden yanadır: Ne şiddetten çekinir, ne devrimden, ne iç savaştan. Küçük bir kısmı da, tedhiş gibi, suikast gibi ferdi eylemleri benimser. Hakikatte anarşistlerden birçoğunun terörizmle hiçbir ilgisi yoktur.

Thoreau (1817-1862)

Kurulu düzenci olmayan bir Amerikalı, bir düşünce isyancısı, nesir ustası, asabi, ruha işleyen bir nesir. Amerikan yazarları arasında okuyucuyu en çok etkileyenlerden biri. Hiç kimse, kişiyi köleleştirmeye çalışan müesseslere, önyargılara ve inançlara karşı insanın tabii haysiyet ve bütünlüğünü onun kadar belagatle savunmamıştır. Emerson’la dostlukları, Walden Pond’daki inziva, kölelik aleyhindeki mücadele, sakin ve hadisesiz hayatının zirveleri. En tanınmış denemesi Civil Disobedience. Kitapta köleliği hoş gören bir hükümete vergi vermemek için zindana girdiğini anlatır. Hem Tolstoy’un, hem Gandi’nin başucu kitaplarından biri bu. Kişi devletin emirlerine boyun eğmektense vicdanının sesine uymalıdır. Thoreau, bir baskı aracı olan devleti yerin dibine batırır. “En iyi hükümet, en az hükümet edendir” şiarını eleştirir. Ona göre, “En iyi hükümet, hiç hükümet etmeyendir”.

Proudhon

Proudhon, komünizmi kesin olarak redderek, “Defolun komünistler sizden iğreniyorum. Ferdiyeti öldürdünüz mü ne kalır: İnsan yozlaşır, insanlık kocaman bir ur (polip) olur” der.

Proudhon özel mülkiyetten tiksinir, ama onu kaldırmaz; sadece sermayenin daha az tahripkâr olmasına çalışır. Mülkiyet, ferdi devlete karşı koruduğu için lüzumludur. İşçi istediği tarzda çalışmalıdır; karşılık olarak herhangi bir ücret değil, yarattığı ürünün bütününü almalıdır; paranın yerine, bir halk bankasının çıkaracağı bonolar geçmelidir. Mallar ihtiyacı olanlara bono karşılığı verilmelidir. Bono bir nevi kredi demektir; malları veren, bu bonoları başkasına devretmek suretiyle verdiğinin karşılığını almış olacaktır. Bunun için de kâğıdın yeteri kadar güven sağlaması lazım. (Proudhon’culuğun zayıf tarafı.) İçtimai münasebetleri tayin edecek olan: İstatistik kanunları. Uygulamaları, devlet değil, ilimler akademisi denetler. Kanun, zorunluluk belirttiğine göre, bağımsızlığı zedelemez. “Manastır ve kışla kokan bu vahim düşünceler ya dini terbiye ile bozulmuş ya her baskıya boyun eğmekten yozlaşmış kafaların eseri.” Sosyalizm, herkese “emeğine göre” der. Anarşizm komünizme göre, herkes dilediği gibi çalışır ve ortak kümeden dilediği kadar alır. Falanster yoktur, “sosyal tencere” yoktur; ayrı mutfaklar vardır. Anarşist devrimin kendini koruması gereken ilk tehlike, bir devrim hükümeti kurmak. Hükümet ister istemez, iktidarı tekeline alır; şimdiye kadarki devrimlerin başarısızlığı bu gerçeği anlamamış olmalarındadır.

Kaynak: Cemil Meriç, Mağaradakiler, İletişim Yayınları, 1997, Ankara.

Mehmet Özgür Ersan

[1] (Şerif Mardin, Yeni Osmanlı Düşüncesinin Doğuşu, çevirenler: Mümtaz’er Türköne, Fahri Unan, İrfan Erdoğan, İletişim Yayınları, İstanbul, 1996, s.425,)
[2] (Hüseyin Çelik, Ali Suavi ve Dönemi, İletişim Yayınları, İstanbul, 1994, s.693-694,)
[3] (Hüseyin Çelik, age, s.695.)

Kimler Neler Demiş?

avatar
wpDiscuz