İnsan önce bedeni sonra çevresi, ve sonunda dünya ile sınırlandırılmış bir varlık. Sanat ise bu sınırların kalktığı özgür bir alan. Anlatıcı-yazar sanatın bu özelliğinden yararlanarak bu sınırlardan ve iç sıkıntısından kurtulmak ister. Her gün önünden geçtiği saatçiden yola çıkarak bir karakter yaratmıştır zihninde. Saatçinin bütün özellikleri bellidir. Fiziki özellikleri bile. Bu yüzden bıyıksız olmasına şaşırır. Ve bir hikaye yazmak ister. Ancak zihninde yarattığı saatçi öylesine gerçektir ki içeri girip saatçiyi tanımak, dükkana bir göz atmak gereği bile duymaz. Bir bakıma anlatıcı-yazar hayal kırıklığına uğrayacaktır gerçekleri öğrenirse. Adının da çok bir önemi yoktur saatçinin. Çünkü yaşadığı hayat ile soyadı arasındaki zıtlık anlatıcı yazarın içini burkar. Bu da onun için yeterlidir. İşlemek istediği konuya uygun malzemeyi seçer; kurmacayı oluşturur. Böylece kurmaca yeni bir gerçeklik yaratarak anlatıcı-yazarın yaşamak istediği dünyayı ortaya çıkarır. Ancak bu gerçeklik yaratılırken gerçeğe uygunluk da önemlidir. Kurgu temel noktalarda gerçeğe bağlı olmalıdır. Gerçeğe bağlı olmayan öyküler anlatıcı-yazara yalan gibi gelir.

Anlatıcı-yazar, saatçinin her gün saatleri kurarak dar hayatı devam ettirdiğini düşünür.  Saatlerin tıkırtısı modern hayatın devamını sağlamaktadır. Doğada, dağlarda yaşayan insan için saatlerin hiçbir önemi yoktur. İnsan doğal akışa uyarak yaşar. Halbuki şehirdeki hayat dakikalarla yaşanır. Bu sıkıntılı süreçten kurtulmanın pek yolu yok gibidir. Modern insan aynı zamanda kurduğu düzenin bekçiliğini de yapar. Öyküde saatçinin düzenin dışına çıkması delirmek olarak yorumlanacak. “Ben yakında saatçının  bir gün saatları kurmayıvereceğini biliyorum. Dükkandan fırlayacak. ‘Saatların yapıldığı yere!’ diye bağıracak. Konu komşu sımsıkı yakalayacaklar onu; bırakmayacaklar; delirdi diyecekler.” Yazar da tıpkı saatçi gibi öyküyü kurmaktan vazgeçer. Çünkü artık saatçi özgürlüğüne kavuşmuştur. Bu öykünün kahramanı olacak özellikleri taşımamaktadır. Ya da özgürlüğüne kavuştuğu zaman anlatıcı-yazarın zihnindeki öyküye uygun bir kahraman olmaktan çıkacaktır.

Öykünün sonunda anlatıcı-yazar bir ayakkabı tamircisi dükkanı görür. Onun da içerisi görünmemektedir. Böylece kendi zihninde ona da bir öykü yazabilecektir.

Yurdagül Sayıbaş

Öyküyü okumak için tıklayınız.

Kimler Neler Demiş?

avatar
wpDiscuz