Kısa Surelerin Sınırsız Dünyaları – Metin Karabaşoğlu

0
937

Metin Karabaşoğlu’nun yıllar önce muhtelif yayınevlerinde çıkan Kur’an Okumaları 1-2’yi okumuş, çok istifade etmiştim. Aynı hızla, Risale Okumaları 1-2’yi, Hadis Okumaları 1’i okumuştum. Sonrasında, belki on yıl, yazarın kitaplarına ara vermiştim. Son zamanlarda adına sosyal medyada sıkça rastladığım Metin Karabaşoğlu’nun, takibimin dışında kalan yıllarda çıkan bütün kitaplarını kitap fuarı vesilesiyle aldım. Gördüm ki, benim ham hayaller peşinde koştuğum yıllarda sevgili yazarımız boş durmamış; dikkatli, rikkatli üslubuyla, “Küçük Şeyler”den büyük dersler çıkarabileceğim kitaplar kaleme almış. Hepsini kısa sürede okumak nasip olur inşallah.
Nesil Yayınları’ndan çıkan Kısa Surelerin Sınırsız Dünyaları kitabını öncelikle elime aldım. Çünkü kısa surelerle her gün haşir neşirdim. Kitabı elime almamla bitirmem bir oldu. Ve hatta keşke bitmeseydi dedim. Bazı kitaplar vardır, öyle yarım yamalak okuyormuş gibi yapamazsınız. Bıraktığınızda sanki büyüsü kaçacak gibidir. Yazarın sözünü kesmek istemezsiniz. Onu, kırk yıllık dostmuş gibi dinlersiniz. Dostla geçirdiğiniz zamanlar ne kadar uzarsa o kadar kısalır.
Her gün onlarca kez okuduğum Fatiha Suresi’ni bundan böyle anlamını bilerek ve yaşayarak okuyacağım. -doğrusu okumak istiyorum- Teravihlerde bazı hocaların yaptığı gibi yangından mal kaçırır gibi değil. Her bir ayetini okurken bütün bir kâinatla beraber okumak istiyorum. Bütün bir kâinat adına Rab olarak onu tanıyıp, ona ibadet edeceğim. Bütün bir kâinat adına kulluğumu ona sunacağım. Biliyorum ki ondan gayri her şey kuldur, yaratılmıştır. Yaratılmışın önünde eğilmek, bütün bir kâinatın haklarını yerle bir etmektir. Böyle bir durum karşısında feryat ediyor kâinat: Kalk ey insan, kendi haklarını çiğnediğin gibi bizim de hakkımızı çiğniyorsun. Yaratılmışların en eşrefi olan sen, böyle bir “şeref”sizliğe nasıl yelteniyorsun!
Artık Fil Suresi’ni okurken sadece Mekke’yi, Kâbe’yi, filleri ve kuşları düşünmeyeceğim. Abdülmuttalip’in neden sadece kendine ait hayvanlarının peşinde olmasını, “Kâbe’nin bir sahibi var, onu ben değil O korur.” teslimiyetini daha iyi anlayacağım. Elinde gücü, kuvveti ve her imkânı barındıranların, burnu bir karış havada olanların burunlarının nasıl da yerlere sürüldüklerini, bütün işlerin arkasında sebeplerin yaratıcısı Allah’ın olduğunu düşünerek, ona perestiş ederek Fil Suresi’ni okuyacağım artık. Çaresiz kaldığım bütün anlarda; sıkıştığım bütün zamanlarda; tevekkülle, nefsimi ve kendimi O’na teslim edeceğim. Fil suresini okurken her daim bütün tuzakları bozan, umulmadık yerlerden, umulmadık yardımlar gönderen bir Rabbimin olduğunu hatırlayacağım.
Kureyş Suresini okurken bundan böyle, bütün korkulardan beni emin kılan Rabbimi düşüneceğim. Rabbi bırakıp kulluğumu başkalarına edersem, gökteki yıldızlardan tut, yerdeki insî şeytanlara kadar bütün yaratılmışların şerlerinin çevremde dolaştığını bileceğim? Düşüneceğim: Kureyşlilileri doyuran Rabbimiz de, bizleri patronlarımız mı doyuruyor? Düşüneceğim: Bir buğday tanesinin oluşması için, toprağa, ihtiyacı bulunan mineralleri yerleştiren, güneşi uygun yere koyan Allah’a güvenip helal dairesinde çalıştığımızda, hangimiz aç kaldık? Helal dairede kalmayınca, insan için boğazı büyük bir derttir. İnsanın emniyet içinde olması, sadece kendi aldığı tedbirlere bağlanamaz. Kureyş Suresini her okuduğumda, insanın sebepler zincirinden kurtulup Rabbin; Hafîz, Mü’min, Müheymin ve Muğîs isimlerine bağlanması gerektiğini düşüneceğim.
İşte bu farkları fark ettiren yazara çok teşekkür ediyorum.

Kısa Surelerin Sınırsız Dünyaları, Metin Karabaşoğlu, Nesil Yayınları, İstanbul

                                                                                                                  Sait Köşk

Kimler Neler Demiş?

avatar
wpDiscuz