Hocaya, iki geveze Akşehirli:
– Efendi, demişler, senin gibi büyük adamların mutlaka bir icadı olur. Sen neyi icat ettin?
Hoca mutlaka bir şey demeli:
– Karla ekmek yemeyi icat ettim ama demiş, ben de pek beğenmedim!

Dünya kuruldu kurulalı dalgalar daima kayalara vurur ve köpüklerini bırakır. Ezelden beri böyledir, ebede kadar böyle olacaktır. Dalga, kaya ile kurduğu bu metazori ilişkiden ötürü verdiği zararı hiçbir zaman hesaplamayacak, daima dalgasına bakacaktır. Bu olayda mağdur olan taraf kaya gibi görünür. Hem bütün darbeleri karşılamak, hem de kuduz bir köpeğin ağzından saçılan salyalar misali arta kalan köpükleri taşımak zorundadır.

İnsan neslini temsil eden, duygulanma ve düşünme eylemi bahşedilmiş varlıkların ekserisi içinse olayı sadece seyretmektir önemli olan. Bu ilişkide suyun gücüne inananların taşıdıkları heyecanın nispeti, dalgadan çıkan sesin yüksekliğine göre değişir. Fakat her ne olursa olsun kaya sessizdir. Hiçbir darbe karşısında sesini çıkarmaz. Çünkü sessiz kalmalıdır. O sessiz kaldıkça kendinden olanlar sınanmaktadır. Aslolanlar, dalgaya tutulmayanlar…

Dalga olmak kolaydır, nasıl olsa sesi vardır, önemli olan kaya olmaktır demeyeceğim. Onu söyleme çabası içinde olanların doldurduğu bir piyasadayız bugün. Onlar artık harcıâlem malzemeye dönüştürdükleri kayaların üstündeler. Kayanın ses çıkarmayacağı garantisiyle; asıl olduklarını, dalgaya tutulmadıklarını iddia ederek. Zarar görmeyecekleri bilinciyle, kayanın üstünde oturmaya devam ederek.

Mehmet Akif şiirleri ezberleyip toplumcu nutuklar atarak; günde üç tane şiir yazıp Orhan Veli’yi beğenmeyenler sizlere sesleniyorum. Kendi durduğu yer belli değilken, Necip Fazıl’ı yok sayan yeni tüfekler sizlere sesleniyorum. Kurdukları üç cümleden sonra dördüncü cümlede ilahi aşka bağlayan modern zaman dervişleri, sizlere de sesleniyorum.

“Ölüler Konuşmaz ki” 1970 yılında çekilmiş bir Yavuz Yalınkılıç filmidir. Siz o filmi çok izlemişsiniz. Pervasızca kayaların adına konuşuyorsunuz, itiraz edemeyeceklerini bilerek. Siz gündüz gözüyle fener yakıyor; cüretkârlığınızın takdir edilmesini bekliyorsunuz. Başarılı olduğunuzu düşünüyor ve kendinizle gurur duyuyorsunuz. Siz yakasına yapıştığınız şahsiyetlerin alın terlerini sağmal bir ineği sağar gibi sağdıkça takdir ediliyor ve sizi dinleyenleri yapay umutlarınıza ortak ediyorsunuz. Hâlbuki siz doğası gereği sabit kalması gereken kayaları göklere çıkararak, altında durmaktansa üstüne çıkmayı beceren laf ebelerisiniz. Üstünüze geçirdiğiniz kimlik kalkanlarıyla, köpük olduğunuz gerçeğini değiştiremiyorsunuz. Yazdığınız kitaplarda, konuştuğunuz kürsülerde; sizi dinleyenlere kayaların aslında ne kadar sert olduklarından bahsederken, kaya ile dalga arasında durmadığınızı, olayı yukarıdan seyrettiğinizi ne zaman söyleyeceksiniz?

Siz dalgadan arta kalansınız. Yeni bir dalgayla suya karışacaksınız.  Tahrip ettikleriniz bizim için kıymetli olmaya devam edecek. Biz kayanın altında durmayı tercih ettikçe siz sıradan olduğumuzu iddia edeceksiniz. Siz Büyük Beyler, güzel abilerimizi sömürmekten ne zaman vazgeçeceksiniz?

Mehmet Akalın

Kimler Neler Demiş?

avatar
wpDiscuz