ey hıncını önce zayıf olanın yarasından alan  i n s a n o ğ l u!
hayatın üvey evladı vardır ama O’nun üvey kulu yoktur yok…

Rabb;kadını duygusallığın bahçesi diyerek onu inceliğin şahı yaptı. Erkeklerse o bahçeyi her türlü zararlı etkenden koruyan çitlerdi. Bahçe olmasa çitlerin bir anlamı olmazdı. Ama ne erkek ne de kadın, yaradılışın sırrındaki o derinliğe kulaç atamadı yeterince. Ki atsaydı; iki yarımın bütünü zikredişini görebilirlerdi. Kadının kanayışı, kırılışı, öldürülüşü belki erkek elindendi ama o erkek, bir başka kadının rahminden doğmamış mıydı? Bu ironi insanlığın kanamasını hızlandıran bir çıkmaz değil miydi? Peki bu çıkmaza imza atanların yüklendiği vebal!..

Eğitimlisi, eğitimsizi cinsiyette eşitliğin anlamını başka yerlere çekerek kaç çocuğun, kaç kadının, kaç ananın gözlerindeki yaşı çaresizlikle nikâhlanmadı mı? Cinsiyette eşitlik, hak da eşitlik iki ayrı olgu iken; hırsın ve manevi eksikliğin verdiği rüzgâr ile kadını erkeğe, erkeği ise kadına çevirmedi mi? Oysa saçlarının her bir teli şiir olan kadına, ‘kurban olurum’ diyen toprak kokulu adamlar yakışmaz mıydı en çok aşka. Oysa Rabb, her bir cinsi de farklı farklı özellikleri ile üstün yaratmamış mıydı? 

İşte bu çelişkiler yumağında kadınsanız ve kanatlanmak istiyorsanız; ya cesaretinize sıkı sıkı sarılmanız lâzım ya da kabuğunuzun en ıssız köşesine çekilip demlene demlene kendinizi bulmanız gerekir. Çünkü erkeğin topukları üstüne basarken giydiği beyaz bir çorabı uyumun adı yapan toplum, kadının basma eteğindeki pembe çiçeklerin çokluğuna bile gerekçe arayabilir! Cehaletin, doymamış ruhların, kalp penceresi kırık bedenlerin, kadına yaklaşımı hep cereyan yapar ve zararı mutlaka kadın görür.

Kadınsanız ve yazarsanız kelimelerinize bile kota konur. Kurduğunuz cümleye… Hatta aşkın kilimini dokuyan parmak uçlarınıza dahi bunun hesabı, hakkını vere vere sorulur. Zira aşkı sadece kadın/erkek arasındaki his ile sınırlandıran dimağların ördüğü ağ, bir kadın yazarın kaleminin ömrüne silgi olmanın zifiri keyfini yaşar. Ondan değil midir ülkem; genzinde şiir kalmış kadınlar mezarlığıdır!..

çaresizliğin e d e b î meâliydi!
cehennemin dibinde üşümek…

Oysa kadın olmak; Rabbin yaradılış makamında iki değerli güzellikten biri değil miydi? Erkeğinin yanında, arkasında, kalbinin kıyısında, ruhunun köşesinde, kısacası onun yarısında/yarasında göveren aşk değil miydi kadın? Hangi kadın yoktur ki; kanatları kalbini saran erkeğinin kokusuna meftun olmasın. Hangi kadın yoktur ki; sesi sesine değdiğinde kirpiklerindeki dem düşmesin erkeğinin ruhuna. Ve hangi kadın yoktur ki; başını yasladığı yâr makamına gözü kapalı yağmasın…

Siz hiç, hîra dönüşü huzurunu tattınız mı? Bu duyguyu bir kutsal topraklarda bir de seccadenizde onunla birlikte döktüğünüz o ilk gözyaşınızda yaşarsınız. Hani söz vermişsinizdir iyi günde kötü günde, sağlıkta hastalıkta diye! Evet, o an’ın adı hîra dönüşü huzurudur benim lisanımda. Ki o huzuru kaybettiğiniz yerse, garip bir yarışın belki de savaşın başladığı ketum bir sessizliktir. O sessizliğin devamı en çok kadının göz pınarlarında şiirleşir. Sonrası mı? Sonrası, gürültünün kozasında kendini yırta yırta büyüyen parçalanmışlıklar nârâsı… 

söyleyin anneme!
döşümdeki baharı ölümlüyor
i n s a n  eli değmiş kandırıkçı ninniler…

Kadın ve erkeğin elbirliği ile doğurduğu ‘üstünlükteki sen ben savaşı’ değil mi ki, her iki cinsi birbirine bileyleten! Erkeklerin kontrolsüz sahiplenişlerinin meyvesi kadına şiddet, kadın cinayeti olarak ortaya çıkmakta… Bunun sorumlusunun tüm erkeklere yüklenmesi de ayrı bir hata! Zira şiddeti kadına hak gören o birkaç erkeğin yetiştirilme tarzından, geldiği topluma kadar, çocukluğunda ruhuna mıhlanmış korkulardan, yanlış öğrenmişliklere kadar birçok şey hatanın da parçasıdır artık. Sonuçları çok acı olan olaylarsa kadına düşen yazgı payıdır!..

sardunyasız kadınları kucaklıyor mazbatasını yitirmiş hüzünler
kalkın gidelim heyhat! yazgımızın en şefkatli dergâhına gidelim… 

Kadının adı var mı yok mu tartışmalarının süregeldiği yorucu bir ortamın tam göbeğindeyiz. Kadın kendini ispat etmenin tek yolunun ekonomik olarak ayakta durmak olduğunu düşleyedursun, erkek de bedensel gücünün ona kattığı imparatorluğu devam ettirmeye dursun hakikat her iki cinse rağmen; kirlenmeye, eksiltilmeye, silinmeye yüz tutmuş her eylemi yine kendi içindeki ayna ile onarmaya devam edecektir…

Mehtap Altan

Dünya Kadınlar Günü

 

Kimler Neler Demiş?

avatar
wpDiscuz