Azize KAYA

Elem mi evladır bu yolda/
yoksa ölüm mü/yoksa yalnız var olmak
mı/ çözer bu düğümü.

Yaşamak ve ölmek… Sevmek ve nefret etmek… Ne çok zıtlık hâkim bu hayata. Varlık kendi zıtlığında kaybolmamak için mi renkten renge boyar hayatı? Ayrılığın damaklarda bıraktığı kekremsi tat, hakkıyla kavuşamamış oluşumuzdan mı yoksa ayrılığı hak etmediğimizi düşünen bencil ruhumuzdan mıdır?

Vaktiyle tek amacımız annemizin göğsünde bir yudum huzur bulmakken ne zaman bu kadar hırslı ve acımasız olduk? Ayağa kalkmak için sıcak bir ele muhtaç iken ne oldu da uzanan elleri reddeder olduk? Neden çok konuşur ama az anlaşılır olduk? Kendimizi daha çok lafla anlatmak isteyişimiz neden? Neden sözümüz gümüş de sükûtumuz beş para etmez oldu?

Bir kaçamak bakışta görüp, ipek bir mendille sevip, ucu yanık bir mektup da yolladığımız aşk ne zaman parmaklarımızın ucuna indi? Hasretten ince hastalığa yakalanan zarif beyler ne zaman eli sopalı eşkıyaya döndü? Bir sedir, bir kilim üzerinde ağırladığımız misafirlerimiz konforlu evlerimizde artık neden yoklar? Aynı kaba kaşık çalan eller, tabaklar ayrıldıkça mı dağıldı? Bir gaz lambası etrafında büyüyen gölgelerimizde küçüldü; aydınlık, yalnız odalarımızda.

Işık gizemi yuttu, şehvet aşkı. Anı yaşayalım derken geçmişi kaybettik. Hatıralarımızı saklamaz, dostlarımızı aramaz olduk. Yalnız kalma isteğimize boyun eğdi yüreğimiz. Kalabalıklar siyah beyaz resimlerde, hatır gönül atlas bohçalarda kaldı.

Mehtaplı gecelerden dem vuran ninelerimiz yok artık; mehtabı geceye bağlayan yüreğimizde… Sabrı uçurtmanın kanadında yolladık yedi kat göklere. Bereketi, yağmurla anmaz; toprağa, minnetle bakmaz olduk. Yıldızları kurban ettik süslü demir direklere. Arnavut kaldırımları katranlarla makyajladık.

Aynalı beşiklerde belenen bebekler iken hasret kaldık iki satır ninniye. Kim bilir kaç selam dillendirdik yüreklere değmeyen? Değmediğimiz yüreklerde var olma bencilliğinden vazgeçmeden… Ömrü boyunca köyünden çıkmayanlara inat, dünyayı gezdik de pek az gördük. Hep tesadüf dedik gerçeğe ve yenilmemek için direndik kadere.

Laleler de gurbete çıktı beton evlerin pencerelerinde. Geçmişini sarıp sarmaladığından kabuğuna, özlemeyi hak etmiş beyaz boyalı taraçaları.

Oysa biz dünü an uğruna değirmende öğüttük. Koca göbekli eleklerden geçirdik ve bir gün uğruna üç yüz altmış beş dünü yok ettik.

Kimler Neler Demiş?

avatar
wpDiscuz