Hüzün ve Ben – Hilmi Yavuz

2
666

Yazdan çıktık. Eylülü geçtik. İşte ekimin son günlerindeyiz. Aslında bu aralar olmak istediğim yer, sonbaharın tüm renklerinin serapa sergilendiği Abant’tır. Düşünsene elinde Hilmi Yavuz’dan Hüzün ve Ben, masanda dumanı üstünde köpüklü kahven. Etrafında uçuşan sarı kırmızı ağırlıklı rengârenk yapraklar. Ve belki de kitaptan başını kaldırdığın anda uzaktan gelen ses Yıldırım Gürses: “Her sonbahar gelişinde/ Sarı sarı yapraklarla/ Kuru dallar arasında / Sen gelirsin aklıma.” Düşündüm sadece, ne şimdi Abant’tayım, ne de yanımda kahve var. Bütün bunlara bedel sadece Hüzün ve Ben var.
Kitap yedi bölümden oluşuyor: “Zamansız bahçeler kucakladım”, “Geçiyorum mevsim gibi kapından.”, “Havz-ı hayalin sularında”, “Ah bellek, acı bellek.”, “Hayali cihan değer”, “Ölüler ölmemişti daha”, “Hüzün ki en çok yakışandır bize”

Daha ilk sayfasında ilk paragrafta bir cümle dikkatimi çekiyor: “Anneniz öldü. Annemin ölümü! Beklemiyordum ki.” Kim annesinin ölümünü bekler ki. Kimse. Ne yalan söyleyeyim belki ben beklerdim. En azından bir yerlerde hayatıma dokunurdu. En azından bekleme duygusunun ayırdına varacağım zamanlar kadar annem olurdu. Hilmi Yavuz anneyi lirik olarak tanımlıyor.”Evet, lirik! Onu kesinliyorum şimdi. Derûnî ve mistik olanı annemle yaşadım. Babam konuşarak, annem susarak dönüştürdüler tinimi.” Ah işte kendim de belki annesizlikle, şefkat ve merhamet hasretiyle dönüştürmüşümdür tinimi. Kimbilir?

“Annemle karanlık geceler bazı çıkardık. Başları beyaz tülbentli kadınlar, güzel yüzlü ıtırlı kadınlardı; birbirlerine bakarak söze gerek yoktu, anlamayı bilen kadınlar! Bir dokunuşta dönüştürmüşlerdi sözleri, öyle onaylıyorlardı birbirlerini, derin ve gizemli bakışlıydılar. Bembeyaz tülbentler, ıtırlıydılar ve onlar o kadar ferah ve aydınlıktılar ki, o odalarda çiçek
işlemeli gaz lambasının ışığından daha fazlası vardı, -tülbentlerin aydınlığı…” Ben de hatıralardayım işte. Bir komşu evde ağlıyorum belki de ağlatılıyorum. Kulağımda cümleler “Hani sen de analığına bir tülbent alsan, onun gönlünü etsen.”

Tamam, bugünlük bu kadar hüzün yeter. Bıraktım kitabı yanıma. Kalktım. Biraz dolaşmaya ihtiyacım vardı.

Ertesi gün. Çay kokuları odamı dolduruyor. Hilmi Yavuz’un kar düşüncelerini okuyorum. Gençlik yıllarında karların birikmesinden zevk duyarken, olgunluk zamanlarında karların erimesinden hüzün duyuyor. Yazarlar, şairler, şiirler, hikâyelerden kesitler, bir taraftan çayın kokusu, dalıp gidiyorum Hilmi Yavuz’la. İlk okumalar, Bursa, Emir Sultan, Erguvan Bayramı. Anton Çehov. Yahya Kemal. Geçmiş Yaz Defterleri. Ve bir şiir: “her şey nasıl da bütündü bir zaman/ şimdi bahçe eksik, güllerse yarım/ kar yağar, hüzün bile yok ve nerdesiniz,/ âh evet, nerdesiniz, yok saydıklarım?”

İşte kitabın son sayfasından bir alıntı: “Bir şiirimde, ‘hüzün ki en çok yakışandır bize’ diye yazmıştım, adım o günden bu yana ‘hüzün şairi’ne çıktı. Yanlış anlaşılmak istemem, benimki sadece bir saptama… Bizim kültürümüz bir ‘hüzün kültürü’dür; hüzün sanki kimliğimizin ‘olmazsa olmaz’ bir parçasıdır, demek istemiştim ben.”

Aslında ben Hilmi Yavuz’dan ilk defa bir kitap okuyorum. Kitabını öyle özellikle de sorup almışlığım yok. Tüyap Kitap Fuarı’nı geziyordum. Baktım şairimiz oturuyor tek başına, hüzünle. Önünde kitapları. İşte günün anısı olarak öylece seçmiştim Hüzün ve Ben’i. Konuştuğumuzu değil ama, tebessümleştiğimizi hatırlıyorum. Lutfedip yazdı: “Çok sevgili kardeşim ‘Sait Köşk’ içün. Hilmi Yavuz. Muhabbetle. Tüyap: 2 Kasım 2013” İki yıldır okunacaklar arasında bekledi kitap. İşte bugüneymiş kısmet. Okudukça anladım ki, bir büyük yazarı daha geç tanımışım. Şimdi masamda onun iki kitabı daha var. Birincisi hatıralarını içeren denemeleri “Geçmiş Yaz Defterleri&Bulanık Defterler” Diğeri ise şiirlerini içeren “Toplu Şiirler 1969-2012 Büyü’sün Yaz”

Hüzün ve Ben’de yazar daha çok kendini anlatıyor. Yürüdüğü yolları, okuduğu kitapları, arkadaşlarını, uçurtmalarını, ilk aşk ilk heyecanını. İlk yazıda annesinden bahsediyordu ya, işte son yazısında da soruyor: “Yaş Yetmiş Beş Yolun Neresi Eder?”

İşte kitaptan altını çizdiğim satırlar:

*Hüzünden, acıdan ve merhametten geçmeyen bir ‘zaman’ın anlamı var mıdır;-yoktur!

*Lumpen kültürün, her şeyi görünmeye, görünür olmaya endekslediği bir dünyanın sirke; o dünyada yaşayanların da sirk hayvanlarına, zebralara benzemelerinden daha doğal ne olabilir?”

*Büyük şiirler, uçurum gibidirler, baş dönmesi verirler insana.

*İyi okurlar, belki de yalnız çocukların arasından çıkıyor. Kimbilir?

*Türk insanını anlamak, onun hüznünü anlamaktan geçiyor.

*Yapılacak hiçbir şey kalmadığında, bu dünyaya katlanmanın büyülü yollarından biridir hüzün. Bir muhalefettir.

*Bir mesleği sevmek, onu iyi yapabilmenin ön koşuludur.

 

Hüzün ve Ben, Hilmi Yavuz, Timaş Yayınları, İstanbul, 2013.

 

Sait Köşk
21.10.2015

Kimler Neler Demiş?

avatar
Sıralama:   En Yeniler | Eskiler | Beğenilenler
Esra
Ziyaretçi

Değerli Sait Köşk Beyefendiye selamlar,
Her bir kitabı okumaya hâl ve zaman yetmiyor… Böyle güzel kitapları tanıtan ve dahası kitabın içinden seçilmiş sözler paylaşan bir siteyle karşılaştığım için çok memnun oldum. Okudum, istifade ettim, kitapları okunacaklar listeme ekledim. İnşallah farklı platformlarda paylaşarak, daha çok insana ulaşmasını da sağlayacağım.
Emeğiniz için Allah razı olsun.
Kalbî teşekkürlerimle…

Burak Can KARA
Yönetici

Değerli düşünceleriniz için teşekkür ederiz. Sizler de kitap tanıtımlarınızı mecburlar@gmail.com mail adresinden bizlere ulaştırabilirsiniz.

wpDiscuz