Hikaye şöyle başlıyor;

Bir sonbahar geliyor bu şehre…  Şemsiye yağmur giyiniyor. Şehre mecbur kalan yağmur giyinmiş bir şemsiye oluyorum, gözlerinde. Samsunlu Orhan abimizin şarkısı oluyorsun ‘’Aklım Takıldı’’ benim de aklım takılıyor yeşil gözlere…

Sonbahar diyorlar, bu son bahar mıdır bu şehirde?  Son bir bahar sonlu bir bahar… Bu mevsim yaprak döken ağaçlar gibi olurum. Dramatik filmler, ayrılıp kavuşmalı şiirler, duygusal şarkılar ve bahanemdir gözyaşı yağmurlara inat dökülürler. Ben sesini gökyüzü sanmış bir kuş olurum. Göç ederim sıcak olan göğsüne. Sarılmak isterim sıkıca. Yok olur bir hayal gibi varlığın. Sınanırım ontolojisiyle ve satarım bu dünyanın anasını sayın seyirciler!

Tam üç yıl oluyor bu şehirde. Üç yıldır hep aynı hazan mevsimi… Nedir bu melankoli nedir bu depresif halim diye sormasınlar istiyorum artık. Yağmur yağıyor ben yağmuru giyiniyorum. Yağmur beni seviyor ama ben ondan anlaşarak ayrılmak istiyorum. Boşanma dilekçelerim eve hep eli boş dönüyor.

Sevmek garip bir hastalık üzerimde. Ota b.ka ağlarım kimi zaman. Sigaramı bırakırım kilise kapısına olur da ayinini yaparlar bir sigara da aramızdan ayrıldı diye…

Semt bizim, ev kira yazmışlar belediye önündeki o asi duvara. Semt bizim de sen bizim değilsin elin oğlu. Her gün seni görmek için adımladığım caddelerde bacak ağrısı ile dönmek eve. Bir de devrik cümleler kurmak devirmek istercesine her şeyi. Ben kendimi devrik bir lider gibi hissediyorum. Çok zulüm ederek yönettim çocukken barbi bebeklerimi. Ve saçlarını kestim takvimde eylül görünce. Kocasından dayak yemiş ama şikâyetçi olamamış kadınlar gibi baktılar yüzüme.

Tanrım en iyi sen bilirsin ceza mıdır bu mevsimler, mitoloji kitaplarında öyle yazıyor da… Yalanıdır belki insanların. Açıklayamadıklarına yalan yaması yapmak. Bu şehirde ya aşık olunur ya da yağmurda ıslanılır. Samsun’lu Orhan abimizin bununla ilgili bir şarkısı yok ama Zeki Müren şarkısı çalalım bunun yerine ‘’ Sevemez kimse seni benim sevdiğim kadar sevgilim sen olmasan bu hayat neye yarar’’ yak bir sigara daha. Subaşından çık yola Cumhuriyet Meydanı’na kadar kendi kendine konuş yine. Samsunlular bir deli görsün iyi bir deli.

Kanatılmış yerlerimden bir mecburiyet gibi intiharlar kuşanıp satırlarla saldıran bir holigan kesilip kendime… Hiçbir hücre sağ kalmayacak şekilde yaralarımın yaralandığı yerden sonbahar hissi yaşatıyorum her mevsim kabuklu dizlerime. Yoluma çık sevgilim… Heykelleri geç, büstleri hemen geç yolun solundayım. Her yolun solunda. Hangi camiye sorsan gösterirler beni bilirsin babam imam benim.

Salyangoz gibi evimi yüklenip sırtıma hep yağmurlu şehirlere gitme umuduyla… Nepal’de evi kalmış Slovakyalı salyangoz yok mu heh o benim işte! Mozambik’te kanaviçe işlemiş babaanne gibiyim, dantelli düşlerim suya gömülür Zanzibar’da. Unutmadan Zanzibar adasında bana bir çay borcun vardı. Tunus’ da bir sahil gezintisi. Alacaklarımı iyi bilirim bir veresiye defteri gibi. Ama bilirsin seni severim. Bir Müslüm Gürses bir Hakkı Bulut gibi.

Sevmek yaralı bir fiildir ve o yara hep kalbinin üzerinde sızlar sonbahar gibi. Mecburum, mecbursun, mecburlar … Mecnunum, mecnunsun ve mecnunlar anlar.

Beyza Hilal Nur Dindar

Kimler Neler Demiş?

avatar
wpDiscuz