Günlerin Getirdiği – Nurullah Ataç

0
1097

Benim zevkle okuduğum bir kitap oldu. Yıllar öncesinden yazılmış olmasına rağmen, hâlâ canlılığından bir şey kaybetmemiş yazılar. Yazar yazıların bizzat içinde duygularıyla var. Çok rahat “beğendim, beğenmedim” diyor. Bazen bir yazı okuyor, coşuyor, alıyor eline kalemi yazıyor. Fazla da göklere çıkarmadan hak ettiği değeri veriyor. Bazen bir yazı okuyor. Beğenmiyor. Alıyor eline bir kalem yazıyor mektubu: Kardeşim Suut diyor. Kırmadan dökmeden. Ama sanmayın herkese kardeşim diyor. Bazen, öyle usturuplu cümlelerle had bildiriyor ki şaşarsınız. Laf ebesi cuk oturacak ama, Nurullah Ataç’a da şimdi iyi gitmez ki bu cümle.

Hilmi Yavuz’un Hüzün ve Ben’ini okumuştum. Orada gençlik dönemi hatıralarını anlatırken yazar, Nurullah Ataç’a da değiniyordu. İsterdim ki bir şiirimi alsın bir yazısında değerlendirsin. İşte şöyle güzel yazıdır desin diye ne çok düşlerdik. Buradan da anlıyorum ki Nurullah Ataç bir dönem edebiyat dünyasına damgasını vurmuş. Onun eleştiri oklarından sakınanlar olduğu gibi, onun övgüsü için can atanlar da olmuş.

Şimdi edebiyat dünyamızda böylesi bir eleştirmen var mıdır bilmiyorum. Hem varsa bile yazdıkları bu kadar yönlendirici midir, onu da sanmıyorum. Belki bir Doğan Hızlan. İşte onun da kitap üzerine yazdığı beş kitap önümde. Doğan Hızlan kitap eleştirisi yaparken yazarın tek bir kitabıyla kalmıyor, belki geçmişten bugüne tüm serencamıyla ele alıyor yazarı. Nurullah Ataç yazarı tek bir yazısıyla bile göklere çıkardığı olabiliyor. Gençlere daha müsamahalı. Eskileri hiç affetmiyor.

Nurullah Ataç bu. Bir gün öyle yazıyor, bir gün böyle yazıyor. Sonrasında da diyor ki, o gün öyle düşündüm, bugün böyle düşünüyorum. Ne var bunda değişemez miyim? Fikri sabit mi olayım yani. Sonrasında da şu örneği veriyor: “Miguel de Unamuno’ya: ‘Bu ne hal? Eldiven değiştirir gibi düşünce değiştiriyorsun!’ diye çatmışlar, koca Don Miguel: ‘Çoktur benim eldivenim de ondan,’ demiş…” Sonra da ilave ediyor; “Bir ölülerin, bir de ölüden farkı olmayan dirilerin günleri hep birbirine uyar, hep bir hava içerisinde geçer: Artık duymazlar, işitmezler de onun için.”

“Konuşmak” yazısında diyor ki yazar; “Sesini duymadığım insan, yüzüme bakışı ne kadar tatlı, elimi tutuşu ne kadar sıcak olursa olsun, nasıl söyleyeyim, bir resim gibi benden uzaktır. Bana yabancıdır. Karşımdakilerin gerçekten varolduklarına yüzlerinden, ellerinden, vücutlarından ziyade, sesleriyle inanırım. Bunun için konuşmayı severim.”

Kendi dönemindeki şairlerden şikâyetçi yazar. Çünkü aşk şiiri yazmıyorlarmış. Varsa yoksa memleketmiş. Yurdun köşesini bucağını destansı bir şekilde anlatıyorlarmış. Maksatları da, yoksulların dertlerini kendilerine dert edinip onlara yol göstermekmiş. Varsın onlar “Vezinsiz, kafiyesiz şiirlerle dünyayı düzelteceklerini sansınlar, kendilerini avuturlar.” diyor. Tamam bunları da yazsınlar, itirazım yok ama “Biraz da aşktan, sevdadan açsınlar.” “Yalnız şairler değil hikâyeciler de aşk konusundan çekiniyorlar. Bayağı oluyormuş, okuyanların duygularını okşuyormuş da öyle beğeniliyormuş.” Nurullah Ataç yaşasaydı şimdi, baksaydı şöyle etrafına, romanlarda, şiirlerde ve öykülerde aşk dışında, -hem de en süflisinden- bir konu görmediğinde ne düşünecekti acaba…

Şu hikâyeyi de kitaptan okudum. Madame Rachilde’nin Güneş Satıcısı’ndan alınmış:

Paris’in bir köprüsü üzerinde bir satıcı, bağırıyor, dil döküyor, sattığı nesnenin eşsiz güzelliklerini anlatıyor. Başına toplananlar merakla bekliyorlar: Nedir acaba o adamın sattığı? En sonunda söylüyor: “Size güneşi, her gün gözlerinizin önünde duran, ama sizin bakmadığınız, güzelliğini göremediğiniz güneşi satıyorum. Bakın! Bakın! Sizin bütün hulyalarınızdan güzel değil mi?” Dinleyenlerin çoğu omuzlarını silkip gidiyor, ancak bir iki kişi “Sahi! Ne de güzelmiş.” diyorlar.

Edebiyatla ilgilenenlerin Nurullah Ataç’ı okuması lazım. Uslubu, uslubundaki rahatlığı, coşkunluğu, duygularını yazıya aktarışı, polemikleri sevimli. Her görüşüne katıldım mı? Tabii ki hayır. Ama ben çoğu yazarın her görüşüne katılmam ki.

Günlerin Getirdiği-Sözden Söze, Nurullah Ataç, Yapı Kredi Yayınları, 8. Baskı, İstanbul

Sait Köşk
24.11.2015

Yazarın Diğer Yazılarını Okumak İçin Tıklayınız

 

Kimler Neler Demiş?

avatar
wpDiscuz