Düştün Mahpus Damlarına Öğüt Veren Çok Olur

5
291

BROOK WAS HERE

Bu hafta üç konuğumuz birden var. Andy, Brooks ve Red. 1940 lı yıllar… Aynı yıllarda dünyanın öbür ucunda Adana Tevkif ve Cezaevi Kurumunda yatan felaket arkadaşları Tatar Ramazan’dan muhtemelen hiç haberleri olmayan Shawshank Hapishanesi’nin üç mahkumu…

Mesut Pehlivan’ın diğer sinema yazılarını okumak için tıklayınız.

Yaşına hürmeten Brooks’tan başlayalım. O da tıpkı geçen haftalarda bahsettiğimiz Truman’ın platoya hapsedildiği gibi 50 yıl boyunca Shawshank hapishanesine mahkum edilmiş. Ancak Truman’ın aksine, Fiji’de ya da dünyanın Shawshank hapishanesi dışındaki herhangi bir yerinde ne olduğunu merak etmiyor. İyi ya da kötü olduğunu sorgulamadan, kendi rutinini kabullenmiş, ona uyum sağlamış bir adam. Tıpkı bizim okul, iş, askerlik, evlilik rutinimize uyum sağladığımız gibi. Hatta öylesine bir uyum sağlıyor ki Brooks, hapishane hayatı bitince, özgür olduğu yeni hayatı ona ağır geliyor. Sudan çıkarılmış bir balık gibi hissediyor kendini. Nefes alamıyor bu yeni hayatında ve çakısıyla duvara kazıdığı küçük bir not ile veda ediyor; “Brooks was here.”

Kader arkadaşı Red(Morgan Freeman), onun bu durumunu “Brooks artık kurumsallaşmıştı” diye tarif edyor. Yani hapishanede o kadar çok zaman geçirmişti ki, artık oraya ait olmuştu. Ait olduğu yaşamdan koparılınca da insan, işler pek yolunda gitmiyordu. Red’in bu tarifi yaparken kullandığı institutionalization yani kurumsallaşma kelimesi, ingilizcede, akıl hastahanesine yatırılmakla eş anlamlı. Bu, hayatı bir rutine girmiş ve bu rutine uyum sağlamış insanların  durumunu anlatmak için yeterli bence. Takvim yapraklarında, saat kadranlarında değişen bir değişen bir akışı değişmeden yaşamak… Kişisel gelişimcilerin; yukarıya tırmanın, yerinizde saymayın, zirveler, basamaklar saçmalıklarından bahsetmiyorum, daha iyisi için çabalayın, daha iyisini hakediyorsunuz demiyorum. İyi ya da kötü kavramından soyut bir biçimde tekrar eden rutini kabullenmekten bahsediyorum.Peki Redin tahliye olduktan sonra Brooks gibi hissetmediğini kim söyeleyebilir ya da rutinini kırmak için şartlı tahliyesini ihlal etmeseydi Brooks’la aynı sonu yaşamayacağını. Aslında anlatmak istediğim şey sanırım tam olarak bu. Yani rutin olarak uyum sağladığınız hayatın mı, yoksa rutini kırmak için tercih edeceğiniz hayatın mı daha iyi olacağını kimse bilemez. Ama kurumsallaşmadan önce kendi rutininizi kırmazsanız, yani hayatnınızın basit bir rutine dönüşmesini engellemezseniz bir gün elinizde olmayan sebeplerle rutininiz bozulduğunda, işler yolunda gitmediğinde Brooks gibi hissedersiniz. O yüzden sanki daha kötü bir hayat yaşama ihtimaline rağmen kurumsallaşmaktan kaçmak daha doğru bir tercih gibi geliyor.

Andy ise daha cesur hayatının kontrolünü sürekli elinde tutmak istiyor. Hiçbir şeyi akışınıa bırakmaya izin vermiyor içindeki umut. Hep bırakılacak akışın dışında olacaklara dair umdukları var yani. O yüzden en başından itibaren duvarları yıkmak, dışarı çıkkmak istiyor. Böyle adamlara dışarısıda yetmiyor haliyle eski bir kayığı onarmak istiyor, ufuk çizgisinin ötesinde var olanlara dair de umutları var çünkü.

Buradan bakınca kimseyi kendi rutinlerini kırmak için Red ya da Andy kadar cesur olmadıkları için suçlayamam ama aylardır aynı olan telefon melodisini değiştirmeyen, aylardır kulaklığınızda aynı şarkının çalmasından rahatsız olmayan insanları anlamakta zorlanıyoum. Bir ay önce panonuza astığınız notun hala aynı şekilde orada durması, hep aynı kafede aynı çayı içmek…Elbette pek ala denemek için gittiğiniz yer daha kötü çay yapıyor olabilir. Zaten sizi yalnızca kişisel gelişimciler ve pazarlamacılar gittiğiniz yerin çayının daha iyi olduğuna ikna etmeye alışır. Ben, içinizde daha iyi bir çay bulabileceğiniz umudunu yitirmekten, aynı kafenin kurumsalı olmaktan, gittiğiniz kafenin sahibi, adresi değiştiğinde ya da kapandığında bir daha hiç bir yerde çay içmekten keyif alamayacak hale gelmenizden bahsediyorum.

O değil de su kaynamıştır şimdiye kadar, ben  şu çayı demleyip geleyim

Hem ne demişti Mahmut Hoca;

Hapishane dört duvarı, tepesinde damı olan yer değildir. Hapishane her yerdir.

 

Mesut Pehlivan

 

Kimler Neler Demiş?

avatar
Sıralama:   En Yeniler | Eskiler | Beğenilenler
bir takipçi
Ziyaretçi

O, Okul değil miydi yahu 🙂

Burak Can KARA
Yönetici

Demek ki okul bir hapishane olabilir.( Eğitim Sistemi Bozuksa) Yada hapishane bir okul. (Hz. Yusuf) Derin anlam içeren cümleleri böyle yan yana kurmamak lazım. Bazen heryer okul bazen hapishane olabilir.

bir takipçi
Ziyaretçi

saçma bakmışsın, özgürlük ve hapishane yani özgürlüğünün kısıtlanması karşı karşı kullanılabilir ancak okul, hapishane pek bir anlamsız geldi. Neyse filmi izleyenler zaten bu yazının sonunda ki saçmalığı anlayacaktır, haydi kolay gele!

Burak Can KARA
Yönetici

🙂 Bakış açıları vardır. Saçma baktığımı düşünmen de senin bakış açından kaynaklı. Teşekkür ederim size de kolay gelsin.

Burak Can KARA
Yönetici

Bu güzel bakış açısı için teşekkür ediyoruz.

wpDiscuz