Saat yine sabahın aydınlığını gösterirken o çekilmez tik tak sesleri ile uyanmış tavanı seyrediyorken bulur insan kendini. “Neden uyandım ki şimdi?” sorusunun cevabını ararken özlediği insanlar gelir aklına.
Bazı insanlar hayatımızın masalı gibidir; masallar o kadar uzun olmadıkları için mutlu bir sonla veda ediverir bize. Biz de hep aynı masalı dinlemek isteriz karşımıza çıkan her kimse… Bazı insanlar rüya gibidir; saniyeler içinde çok şey anlatır size ve çabucak unutuverirsiniz. Bu yüzden rüya gibi olan insanlar ancak uyumaya çalışırken gelir aklımıza… Bazı insanlar Türk filmi gibidir hep mutsuz bir sona bağlamak ister ne varsa hayata dair. Acıtmaktan başka bir şey bilmezler bir de zengin kız fakir oğlan hikayesini hep das kapitalsiz anlatır dururlar. Onlarla beraberken cebinizde sürekli bir mendil paketi taşımak zorunda kalırsınız. Aklınıza gelmezler yoklukları da belli olmaz.
Dünyaya ait ne varsa yadırgamışlığım, kabul edememişliğim ve bir yere ait olamamışlığım, bir yere sığamamış ve sığınamamışlığım… Hiçbir şehri sevmedim. Sadece hep içinde sevdiğim bir kaç insan vardı. Onlarla hangi sokağa girdiysem ben sadece orada onunla yürümeyi sevdim. Kimse beni anlasın diye yormadım kendimi. Herkes çıkıp yazılan çizilen ne varsa şerh etmeye kalktı kendince. Kendince biliyorum sandı. Kendince anladı.
Yorgun düştüm. Düştüm sandılar. Yaralıyım dedim güçsüz… Her şeyden bir şey çıkardılar. Kimi bana sahtesin dedi kimi hayal. Ama hiçbirini de sevmemişliğim olmadı. Velhasılcası herkeste bir ben bulup sevdim. Belki de kendimi sevdim…
Eski lahitlerde ve kutsal metinlerde ne yazıyorsa hep şunu bildim ben. Sevgiden başka yüce bir şey yoktur. Her şeyin temelinde ve gayesinde var olan şey odur. Güç odur. Sevgidir yani her şey… Her şey sevmektir.
Tedirgin uyanışlarımı seyrettim. Bir de her kapıdan kovuluşlarımı. Doğruya doğru eğriye eğri demeyecekmişim her gördüğüm yerde. Çünkü her yerin saati bir değilmiş. Yani diyorlar ki kalıpla yaşa. Mümkünse dedim tabutumu kare yapın sizden farkı olsun.
Halen başka bir gezegene ait olduğumu düşünüyorum evet. Hala beni leyleklerin mevsimsel göç sebebi ile dünyaya getirdikleri ve yanlış aileye bıraktıkları. Ve hala başka bir ailenin beni gelip bu bizim çocuğumuzdu diyerek gelip almasını.
Çok çiçekler büyüttüm saksıda beyhude işlerimin arasında hepsi solup Allah’a kavuştu. Bana müstehaktı bu belki de. Bir cenazenin arkasından bakakalmak gibi yaşamak. İtiraz etmedim her niyeyse. Sineme çektim. Sineme bir dal sigara…
Nuh’un gemisini bekliyorum. Bir de o gemiye bindikten sonra denizin ikiye yarılmasını. Su kuyularından bir Yusuf çıkmasını. Ve rüyalarını anlatmasını… Adem’i bekliyorum. Yasak meyve hangisi göstersin de artık sürekli devam eden bu insan neslinin ondan yemeyip bu dünyanın bir sürgünü bitsin istiyorum. Yanılmak istiyorum. Hayır bunu senden duymadım değil mi diyerek boynuna sarılmak… Unutmak istiyorum kirli olan ne varsa; hafızamda kalmasın da artık Pollyanna’yı daha iyi oynamak. Sokaklara geceleyin çıkmak istiyorum. Bir sürü insan yüzü yerine bir kedi patisi görmek istiyorum. Buz gibi soğuk yüksek katlı binalar arasında yorulup kaldım. Bir gün o katlı yoklukların arasında öldüğü bir kaç gün sonra ortaya çıkmış bir yazar olmak istemiyorum. Neden bir küçük prensin bir güle bu kadar değer verdiğini anlamak istiyorum. Onca gül varken de bu değeri yitirmemiş olmasını anlamak…

Anladım ki hayatta herkes kendi mücadelesini veriyor bir kulvarda başka birinin başka bir yoldaki mücadelesini yok saymak kolay çünkü aynı kulvarda mücadele verilmiyor.

Yazık ettim kendime dünyaya gelerek bir şans istiyorum. Sadece tek bir şans…

                                                                                            Beyza Hilal Nur Dindar 

Kimler Neler Demiş?

avatar
wpDiscuz