Paranın sıcaklığını hisseden ellerimiz var, ilk önce çayı yudumlayıp sonra sohbete koyuluyor.  Bir iç çekişte sindirilen yemekler, sonrasında uzun bir lakırdıya dönüşüyor. Her altın günü masanın kenarına bir çeyreklik bırakıyoruz. Toplanılan altınlar gün yüzüne çıkan çiçekler gibi  güneş de parıldıyor. Oysa aylardan Şubat. Şubat diyorum; eteklerinde bir sürmeli kızın, göz yaşını taşır. Sonuna varamaz bahtsız tarihinin. Tam başlasa da eksik bitmiştir. İnsan gibi. Ama ben ağır yanımla, yavaşlığımı hesaba katmadan henüz insan olduğumu unutarak  tabakları gözlemliyorum.

Dere otlu poğaçadan bir ısırık alıyorum. Hayat yedikçe güzelleşiyor. İçinde onu sarıp sarmalayan çökelek peyniri damağımda ıslanıyor. Sonra üstünde yer alan çörek otunu ayıklarken, seviyor sevmiyor hesapları yapan deli bir aşığa dönüşüyorum. Bir seçim yapmam gerekirse hiçbir şey yememem lazım ancak midemi yakan bu susamlar, bir direnişin entarisi gibi mideme giydiriyor açlığı. Size masanın sol tarafında duran bisküvili tavuk göğsünün lezzetinden de bahsetmek isterdim ancak onu yemeyi tercih ediyorum.

Halıya bakarak uzaklara gittiğimi ve beni kimsenin tanımadığı bir şehirde araba yolu boyunca bisiklet sürdüğümü hayal ediyorum. Yanımdan esip geçen rüzgâr, kesik çayır biçer gibi yaylanıyor. Asfalttaki çizgiler hız halinde bütünleşiyor. Meksika dalgası yapan ağaçlar çayırları süpürüyordu. Uzaktaki yol birleşince gözlerimde göreli bir büyüklük oluyor. Tam o sırada önüme çıkan kamyon ile kulağıma Arzu diye haykıran sesle önce halıdan, sonra bardaktaki dumandan kendimi çekerek ses gelen tarafa yöneliyorum. Oysaki annemin altın günün de, biraz daha kısır yemenin acısını çıkartıyordum. İçlerinde yaşı geçkin teyze bana bakarak;

 -Arzu bizim Selin’in kızına benzemiyor mu ‘dedi.

Gülümsedim. Annem kıkırdadı. İşte bu hareket bizi gerçek bir biçimde, birbirimizden ayırıyordu.

– İnsan insana benzermiş’’ dedi. Nereye gitsem, kimle konuşsam muhakkak benzediğim bir yakını çıkıyor konuştuğum insanın. Oysa dünya o kadar küçük bir yer değildi.  Ancak yere kara bir taş bıraksam döner dolaşır yine üstüne basarım. Benzerliğimi alıcı gözlerle ve itinayla irdeleyen bakışlar, işi yine iştah konusuna getiriyordu.

O yaşlı teyze, aşağıdan yukarı beni süzdü ve ekledi.

-Selinin kızı daha zayıf sanki  ve daha konuşkan, kız  Aysel kızın hiç sana çekmemiş insan biraz konuşur’ dedi.

Anlıyorum ki insanın mutluluğu sadece tartıda bozulmuyormuş Ve yine anlıyorum ki anlaşamadığım şey sadece tartı da değilmiş. Çağa ayak uyduramayan akıllı telefon kullanamayan, ama damak tadından şüphe yok ki;  bu bedenin başka ağızlarda sakız oluşu, insanı güldürmez ancak düşündürür. Bu yüzden susmanın daha mühim olduğuna kanaat ediyorum.

Yaşlı teyze dişindeki mayışmış kıvırcığın özgüveniyle beni az da olsa yaralayamıyor. Ancak bir nokta vardı ki düşünmeden geçemiyorum. Sahi Selin’in kızı benden daha mutlu muydu?  Zayıf olduğu kesindi. Ben bedenimi kısa vadeli parti de  tutarak ruhumu alelâde bir şekilde ortamdan uzak tutuyordum. Ölümü şimdiden kayıtlara geçmiş insanların arasında bir kısır tedavisinde mutlu olmaya çalışıyordum. Bence bizi birbirimize benzeten şey benzerlikten başka bir şey olmalı. Bu kısır değil, daha başka bir şey. Oysa ben iklimlerin değiştiremediği bir kızım. Bahar gelecek umrumda mı? Tohumuna toprak eklenilen sebzeleri  ve seraları merak etmiyorum. Kuş cıvıltıları ruhumda demlenmiyor. Gün ışığından yoksun ve solgun bir suratla oturmuş çayın dumanında hayaller kuruyorum. Ah! Çok gencim  Aysel…  Beni buradan alıp götüren vagonlardan, pembe kağıt helva satıcılarından başka bağlanacak bir tarafım yok hayata. Hepsi yaşamımı bir anlık kolaylaştıran sıradan seanslar.

Başımı kaldırmadan yaşlı süpürgeye  içimden söyle diyorum. Tüm verilmiş cevapların içinden  yine de kendim olanı seçerek  sunu söylüyorum ki ‘’Bana herkes seni bir yerden tanır gibiyim diyor, hüzün herkeste bir benzerlik bağlamıdır.  Yüzü tanıdıktır’’ Öyleyse bir daha söyle,

Seni bir yerden tanıyor gibiyim…

Evet, evet bu hüznü nerede görseniz tanırsınız.

Yüzümde bir sır gibi saklanır.

Merve Koçhan

TEILEN
Önceki İçerikBir Satır Karesi
Sonraki İçerikYalnızlık, Ölüm, ve Hayata Dair
Merve KOÇHAN
1988 Yılında İstanbul’un Şişli İlçesinde dünyaya geldim. İlkokul eğitimimi tamamladıktan sonra yüksekokul eğitimimi İstanbul Aydın Üniversitesi İnsan Kaynakları Bölümü’nde, lisans...

Kimler Neler Demiş?

avatar
wpDiscuz