Bir Nefes Ki…

0
130
bir nefes ki
Deneme alt yazı 1

Bir Nefes Ki

Mektup yazmak için yeni bir sayfa açtım ama içimden ne mektup yazmak geliyor ne de ona kendimi anlatmaya çalışmak. Her zaman denir:

“Zaten kimse anlamaz.”

İnsanın hayatında bir sürü iniş çıkış var. Odam;  silgi artıkları, yırtık kağıtlar, parçalanmış kağıt mendiller, dolu bir kül tablası ve telvesi dibine çökmüş bir kahve fincanı…

Dolabımda Nilgün, Didem ve Furuğ’dan dizeler asılı. Yalnızsın diyor Zeynep, yalnızsın.

“tüm varlığım benim, karanlık bir ayettir

seni, kendinde tekrarlayarak

çiçeklenmenin ve yeşermenin sonsuz seherine götürecek 

ben bu ayette seni ah çektim, ah

ben bu ayette seni

ağaca ve suya ve ateşe aşıladım”

 Hepsi tek tek konuşuyor odamdaki kadınların. Onlar kadar güçlü değilim ama onlar kadar kırılganım, onlar kadar çok seviyorum. Onlar gibi gitmek istiyorum sessizce. 128 dikişle, 29 yaşında belki bir trafik kazasında.

Çocuklara inanıyorum ve onları izliyorum camdan. Zaten hayat  camdan dışarı bakmak; odamın içinde. Nefes almaktan korkuyorum. Bu odada uyumaktan, tavanı izlemekten. Amacım bir bireysel yalnızlık hikayesi falan yazmak değil. Hikaye ne demek onu bile bilmiyorum. Yazmak nedir, bilmiyorum… Susmak bilirim bir. Bir de çığlık atmak.

Dertlerimi fincana anlatıyorum.Fincanın dibine çöken telveden  kuleler yapmak istiyorum. Sonra o kuleye hapsetmek istiyorum kendimi. Odam bir deniz. Duvarlar çakıl taşları. Taşlardan sabretmeyi öğreniyorum ben. Bir köşede zikrediyor onlar. Ben de onlar gibi diz çöküyorum denizin kıyısına.

Sonra hafiften bir şarkı duyuluyor, yıllar gidiyor geriye: 

“Dokunduğum mavileri çaldın ne çare!”

İnsanın sıyrılması. İnsanın yabancılaşması. İnsanın insan olma çabaları ve biteviye kalbin duvarlarına çarpan  dalgalar. Bir rüyadan uyanır gibi, gerçeğin orta yerine düşüyorum paldır küldür. Ne uyuyorum ne uyanıyorum. Zihnim gibi dağınık odam. Çamaşırlar bir dağ olmuş, ezginler. Kitaplar masamda yığılı.

Sonra dergiler. “Evet bir ara şuna bir yazı göndermiştim, şu da gönderdiğim yazıyı almamıştı.”

Dergiler korkutucu.

Yazılar ve şiirler de…Ve benim:

“Hayatımla ve bir kadın oluşumla ilgili çözemediğim bazı meselelerim var. Bütün bunlar yokmuş gibi davranıp kitabi şiirler yazamam. Şiirlerim ütüsüz ve buruşuk gezdirdiğim ruhumun

diyeti bence. Bu yüzden hepsi benden parçalarla dolu. Bu yüzden biraz ‘kadınsı’, durup dururken bağıran şiirler.”

Kendimle ilgili meselelerimi halledebilmem için yalnız olmam lazım, farkındayım. Kendimi bir kaplumbağa gibi hissetmeye başlıyorum sonra. Ağır ağır ilerliyorum.

Hızlı olamıyorum. Hızlanmak benim kıyametim. Ağır aksak yürümek evla.

Düşmek ve kalkmak…

Hızlanmak benim kıyametim. Korkuyorum.

Yaşam edimlerle anlam kazanır demiştim daha önceleri. Edimler usul usul kayboluyor hayatımdan, etrafımı koca bir boşluk kaplıyor.

 “kaçarken içine düştüğüm kara toplum

‘big bang’ sonrası büyük yalnızlık bilinmeyeni

saçlarında titreyen iblisler karartırken güneşi

üst üste gömülürken

saydam yaşamlar

bir yankı duyulurdu hiç’likten..

 

Bütün yalnızlıklarınızın ilenci

korusun çoğulluklarınızı

cinnet koyun erdemin adını

maskelerinizi kuşanıp yalanlarınızı çoğaltın

hepiniz mezarısınız kendinizin!.”

Yenilgiye uğradım. Yine. Bir o görüyor. O biliyor. Ve şöyle diyorum: 

“Hayatımı hiç nokta konulmadan yazılmış bir çocuk romanı olarak yeniden kurmak istiyorum. Belki her noktanın bir süre sonra kanayan bir virgüle dönüştüğünü bildiğimden.” 

                                                                                                          Zeynep Turan                                                                                                                        Aralık, 15

 

Kimler Neler Demiş?

avatar
wpDiscuz