Selam.
Seni hiç tanımıyorum. Bir mektuba böyle başlanır mı bilmiyorum. Bunların önemi yok.
Aslına bakarsan hiçbir şeyin önemi yok sonu ölüme çıkan bir yolda.
Seni tanıdığım bir an bile yok biliyor musun -öyle ansızdın- ansızın çıktın karşıma.
Saçmaladığımın farkındayım ama bunun da bir önemi yok. Nasıl olsa bu mektubu hiç okumayacaksın, nasıl olsa anlık duygu değişimimi bilmeyeceksin.
İşbu önemli, insanın başka bir insanın kalbinde kendine yer araması ve bulduğuna inanması varlığın özeti bence. Kalbinde yer aradım ve bulduğuma inandım ama kalbinde bana yer yokmuş, anladım.
Kalbinde yer yoksa fark etmez güzelim ben ayakta da giderim gibi zevzekçe bir espri yapmayı hoş bulmuyorum, adın, adın, adların en güzeli.
Reva değil belki bu. Belki ellerimizi uzatsak tutarız birbirimizi.
Biliyorum mecalin yok, biliyorum yoruldun.
Kafam öyle bulanık ve ben öyle dağınığım ki sana anlatamam.
Seni gördüğümde de bunu hissettim işte dağınık ve bulanık. Sislere karışmayı arzuladım. Ellerim boşluğu avuçluyor her seferinde.
Bir hayalden öteye uzamıyor gözlerim ve bulmuyor gözlerini, adlarımız ulanmıyor.
Beklemekten bahsetmişti bugün babam. Beklemeyi bilmediğimi, istediğim her şeyin anında olması gerektiğini söylediğimi ve böyle yaşanmayacağını söyledi. Ben altı sene boyu, gençliğimi heba ederek beklemiştim birini. Babam hiç bilmedi, bilmeyecek.

Sana bu mektupla kalbimi açıyorum, çünkü mektuplar kalp açar. Bir inşirah. Üfle içime. Lütfen.
Amin.
Belki dersin saçmalamış, belki dersin “ayy ne kadar banal”. Ne dersen de be, ben içimi açtım sana. Elimden tutup kaldırır mısın beni? Sorgular mısın yoksa saçma sapan nedenlerden ötürü?
Bak ben bu yaşıma kadar- daha 22- çok acı çektim. Bazen bakıyorum da ne gereksiz acılarmış ne derin ağrılarmış.
Bana bıraktığı üç beş satır yazı ve kuruyan gözpınarları.
Aslında sen tanımadığım biri değilsin, seni tanıyorum ama bu tanımak olmuyor tabi.
Hem Âsaf amca demişti Zeynep’ten duydum dersin:

“Tanımamak tanımaktan iyidir/ Düşünmeden yaşayalım mârâ”

Aklıma ne geldi biliyor musun, belki konuyla alakasız ama – bu arada bir konu da yok ama- düşen birini kaldırırsan- yani mecaz anlamda o kişinin sana bağlılığı artıyor. Ben çok düştüm, kimse kaldırmadı.
Düşeni kaldırdım ama bunu övünmek için falan söylemiyorum. Ben iyi bir insanım, bazen.
Anlaşılmadığım zaman çıkarıyorum bıçağımı, kimsenin yüzünde bıçak yarası bırakmadım ama aksine benim kalbimi lime lime ettiler. Aslına bakarsan yürek kelimesi bana kalpten daha samimi geliyor. Tıpkı yaşamın hayattan daha samimi gelmesi gibi. Neden bilmiyorum.
Hafız diyor ki “Ahırlar gül bahçesine dönecek bırakın matemi.” Hangi ahır hafız, hangi gül bahçesi?
Bu arada Zeynep sana selam söyledi.Seni tanımıyor. Bu mektupta bunların önemi yok ama sen biliyorsun.
İçimde doldurulmaz bir boşluk var, bir yan eksik. Biliyorum ki ellerini tuttuğumda dolacak tüm boşluklar, denizler köpürecek ve haykıra haykıra söyleyeceğim adını. Tıpkı “Selvi Boylum Al Yazmalım”da İlyas ve Asya’nın evlendikten sonra kamyonetle evlerine dönerkenki haykırmaları gibi. Öylesine sıcak, samimi ve içten.Neyse, ne diyordum. He. İşte o boşluklar, anlamla dolacak bir gün.
Bu bir aşk mektubu mu, değil yani olmamalı. Çünkü insanlar tanımadıklarına aşık olmazlar. Ya kime aşık olurlar? Elbette insanlar tanımadıklarına aşık olurlar. Sonra tanırlar ve nefret ederler.
Bu kadar.

Diyorum ki benim çok istediğim şeyler hiç olmadı. Benim hayatımın çıkmazı bu. Çok istememek mi gerekir bilmiyorum. Beni şükürsüz sanma,değilim, durumumu izaha gücüm yok, beni sen anla. Ve çek kurtar bu hengameden, durulalım, durulanalım kuyularda. Yusuf olacağımız kuyularda.
Ben yoruldum, biliyorum sen de. Nasıl dinleniriz acaba. Şimdilik bu kadar yazıyorum sana ama döneceğim.

21 Eylül 2015
Zeynep Turan

Kimler Neler Demiş?

avatar
Sıralama:   En Yeniler | Eskiler | Beğenilenler
Mustafa Akif
Ziyaretçi

Tebrik ederim.

Zeynep
Ziyaretçi

Teşekkür ederim.?

Merve KOÇHAN
İçerik Editörü

Tebrik ederim Zeynep Hanım, devamını diliyorum 🙂

wpDiscuz