Bay M (6. Bölüm) – Alışmak mı Daha Zor Sevmek mi?..

0
178

Sessiz sedasız yazmayı sürdürürken, karanlığın Asya Kıtasının batı uçlarını doldurmasına aldırmıyorum; belki de karanlığın, beklediğim gizemi getireceğini düşündüğüm için aldırmaz görünüyorum. Böylece senaryo daha gerçekçi oluyor, gözlerinizdeki inanmışlık daha da belirginleşiyor. Öyle hayal ediyorum. Sadece farz etmekle bütün dünyasının değiştiğine inanan mecburlardan biri de ben olduğum için hayal perdemde bazen bahar yaratıyor, bazen de zemheri soğuğunda sığınacak bir kuytu arıyorum. Yazdıkça yazıyor, yazdıkça alışıyor ve neye alıştığımı da unutuyorum.

BAY MAlışmak… Önü arkası belli olmayan hayatın tutarsızlığına ses çıkarmamak, uçurumun kenarındayken bile düşme tehlikesini unutmak, her türlü acıya karşı geliştirilmiş inatçı yüzsüzlük…

İnsan girdiği kabın şeklini alan su gibidir; ruhuna tamamen zıt şeylere dahi alışabilir. Hayatla aramızdaki kimi zaman ona kızarak kimi zaman da hak vererek kurduğumuz ilişki alışmak sayesinde sürer. Ölümün en değişmez gerçek olduğunu, bir gün bize de uğrayacağını bile bile yaşayıp duruyoruz. Özel olan her şeyi sıradanlaştıran bir canavardır alışmak.  Bizim için hayati de olsa görevini aksatmadan yerine getirdiği için nazarımızda güneşin bile kıymeti yoktur. Kaybedince bir şeyin değerini anlamak varlığına alışmaktan kaynaklanır. Alışmak olmasaydı nasıl bir dünya tasavvur edilirdi bilmem. Yaşayabilir miydik, görmezden gelebilir miydik, duymamaya devam edebilir miydik?..

Alışmak hiçbir zaman, hiçbir durumda istemedim bunu.
Alışmak boyun eğmek demektir;
Bir şeye alışan kişi, her şeye alışabilir.
Zindana, işkenceye, çaresizliğe, ölüme, eşitsizliğe…

Ferit Edgü’nün bu dizelerindeki reddetme eylemini gerçekleştirmeyi hepimiz isterdik ama ne çare!.. Ne kadar inat etsek de alıştık hepsine, alışkınız biz çaresizliğe, ölüme ve eşitsizliğe…

Alıştık dostlar, zamanla bize özgü alışkanlıklar edindik. Kitabı okumak yerine uyumak için bir araç haline getirme alışkanlığı, tuvalette sigara içme alışkanlığı, bulmaca çözmek yerine içindeki resme sakal bıyık çizme alışkanlığı, faturaları son gününde ödeme alışkanlığı, aldığı ekmeği eve gelene kadar küçük küçük yeme alışkanlığı, kelimeleri tersten okuma alışkanlığı…

Bir soruyla devam etmek istiyorum dostlar.

Sevmekle alışmak arasında nasıl bir bağlantı olduğunu düşünelim. Mesela Vizontele filminde belediye başkanı rolünü üstlenen usta oyuncu Altan Erkekli’nin televizyon açılışında etkileyici bir konuşması vardır:

-Sevgili hemşerilerim daha önce de söylemiştim ya, işte asıl tarihi gün bugündür.
-Birisi de sormuştu ne bakımdan tarihi bir gündür diye.
-Söyleyeyim.
-Buraya gelen yabancılar bize hep şunu sordular. Ya siz burada nasıl yaşıyorsunuz, buranın nesini seviyorsunuz?
-Çok zor buna cevap vermek…
-İnsan memleketini niye sever?
-Başka çaresi yoktur da ondan
-Ama biz biliriz ki bir yerde mutlu mesut olmanın ilk şartı orayı sevmektir.
-Burayı seversen; burası dünyanın en güzel yeridir.
– Ama dünyanın en güzel yerini sevmezsen, orası dünyanın en güzel yeri değildir.

İnsan memleketini niye sever sorusunun cevabı, başka çaresi olmadığından oraya alışmak mıdır? Yoksa bir yerde mutlu mesut olmanın ilk şartı gerçekten orayı sevmek midir? Yani insan sevdiği şeye mi alışır yoksa alıştığı şeyi mi sever?

(Cevaplarınızı bekliyorum dostlar…)

 

Kimler Neler Demiş?

avatar
wpDiscuz