Aşk-ı Hüzün – Nuriye Çeleğen

0
388

askıhuzunNuriye Çeleğen’in son kitabı. Aslında bir devam kitap. Kenz-i Aşk serisinin ikinci kitabı. Bu kitapta Hazreti Peygamberin hayatı, dâhil oldukları kadarıyla annelerinin dilinden anlatılıyor. Hazreti Âmine ve Hazret-i Halime’nin dilinden. Serinin bir önceki kitabında Hazreti Peygamberin hayatı kızı Fatıma’nın dilinden anlatılıyordu. Güzel düşünülmüş bir proje. Anlatımı normal siyer kitaplarından farklı. “Eline kalem verilenin yaşadığı sürece.” bu seri devam edecek. Yazarımız öyle diyor, şunu da ekliyor. Burada anlatılanlar elbette onları gerçek anlamda vasfetmeye yetmez. “Kelam sözcülerinin anlattıkları, kendi kalem ve kelamlarına yansıyanlardır.”

Hazreti Peygamberin hayatını siyer kitaplarının yazdığı kadar biliyoruz. Ve o kitaplarda Hazreti Âmine’ye ve de Hazreti Halime’ye ayrılan bölümler ne kadar da az. O kitaplarda daha çok Peygamberimizin babası Abdullah üzerinde durulur, alınlardan alınlara geçen Nur-u Muhammedî’den bahsedilir. Daha çok da Abdullah’ın yakışıklılığından dolayı iffeti ön plana çıkarılır. Hazreti Âmine ancak Hazreti Peygamberin doğduğu geceyle ve hamilelik süresince yaşadığı sır olaylarla sınırlı kalır. Onun duygu dünyasından fazlaca söz edilmez. Şairliğinden bahsedilmez.

Burada öyle değildi. Projeksiyonlar direk Efendimize sebep Hazreti Âmine’nin ve Abdullah’ın üzerinde. Ve ille de Hazreti Âmine’nin. Hazreti Âmine evin ilk kızı. Anne babanın uzun bekleyişleri ve gözyaşlarına katık ettikleri duaları sonucunda aileye ikram ediliyor. Evleninceye kadar tek bir erkek yüzü görmemiş. Günah nedir bilmemiş. Mekke’nin o döneminde kadınların içine düşürüldüğü durum göz önünde bulundurulduğunda evlilik yaşına gelen soylu gençler Mekke’nin diğer kızlarına değil, böylesi iffetli temiz Âmine’ye talip oluyorlarsa da baba kızını kimselere vermiyor. O kızını görülen rüyalar üzerine Abdullah’a saklıyor. O Abdullah ki daha yakınlarda hayatta kalması için uğruna yüz deve kurban edilmiş. O Abdullah ki her köşe başında soylu kızlar tarafından yolu kesilmekte, ondan murat alınmak istenmekte. O Abdullah ki her defasında böylesi nefis mücadelelerinden Allah’ın izniyle alnının nuruyla çıkmakta.

Kitabı okuduğumda o dönemin âdetlerini de öğrenmiş oldum. Mesela düğünlerde erkeğin ilk üç gün kız evinde kalması gibi. Kadın evliliğe kendi evinde alıştırılıyor. Düğünün başladığı ilk günden itibaren üç gün boyunca Abdullah Âmine’nin evinde kalıyor. Üç günün sonunda kendi evlerine gidiyorlar. Abdullah’la Âmine’nin evlilikleri Arap kaynaklarına göre on gün civarında imiş. Bu on günlük sürenin sonunda Abdullah’ın alnındaki nur Âmine’ye geçiyor. Ve Âmine Hazreti Peygambere hamile kalıyor. Daha henüz Âmine’nin elindeki kınalar kaybolmamışken Abdullah büyük bir kervanla ticaret yapmak için Mekke’den ayrılıyor. Bu öyle bir ayrılıktır ki aslında Abdullah bir daha Mekke’ye dönemeyecek, kervan yolculuğunda hastalanacak ve Yesrib’de ölecek. Varın siz tahmin edin Amine’nin halini. Tahmin etmeyin, alın bu kitabı okuyun. Burada anlatılmaz çünkü. Orada yazılanlara gözyaşlarınız eşlik etmedikçe manalar kalbinize de akmaz.

Hamileliği süresince Hazreti Âmine’nin rüyasına her ay bir peygamber giriyor. İlk ay Hazreti Âdem, ikinci ay Şit, sırasıyla Nuh, İdris, Hûd, İsmail, İbrahim, Musa ve İsa aleyhisselamlar Amine’ye, “Müjde olsun sana, Muhakkak ki sen peygamberlerin sonuncusuna hamile kaldın. Muhakkak ki sen son Peygamber Muhammed’e (asm) hamile kaldın.” diyorlar.

Anlaşıldı yazı uzayacak. Ama uzatmak istemiyorum. Annelerle ilgili anlatılan her şey benim ruhuma dokunuyor. Öksüzlük yaralarımı acıtıyor. Bu okuduğum kitap bu yaralar için belki bir şifaydı. Hazreti Peygamber bile böylesi ayrılıklar yaşamış ise bana ne oluyordu ki sızlanıyorum. Kitabın son bölümünde anlatılanlar benim için tam bir ilaçtı. Gözlerimde yaş bırakmayan belki kırk yılın acısına şifa olan bir ilaç. “Hangi anne küçük yavrusu başında otururken ölmek ister.” diyor Âmine kitapta. Ben de diyorum ki “Hangi anne, kucağında emzirdiği çocuğu bir yana, kendi bir yana düşerek ölmek ister?”

Kitapta altını çizdiğim cümle o kadar çok ki onları farklı zamanlarda vermek istiyorum. Ama şu cümleler için acele ediyorum:

Ana ağladı mı Arş ‘Ya Hannan!’ diye sarsılır. Ana ağladı mı melekler o ananın gözyaşlarından kapmak için yarışır. Ana ağladı mı kâinat incinir de anayı ağlatanlar bunun için ağlatılır. Ana ağlarsa Allah merhametiyle yönelir. Ananın gözyaşına nefis değmez, kalpten akar. Onun için ananın gözyaşları hep bereketlidir.”

Nuriye Çeleğen’e bu güzel çalışmasıyla bizi Asr-ı Saadetin bu hüzün dönemine götürüp, ruhumuzu gözyaşlarıyla yıkadığı için çok teşekkür ediyorum.

Aşk-ı Hüzün, Nuriye Çeleğen, Timaş Yayınları, İstanbul

Sait Köşk

TEILEN
Önceki İçerikSalçalı Ekmek
Sonraki İçerikGönül Kabı
Sait KÖŞK
1966 Kahramanmaraş doğumlu. Marmara Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümü mezunu. Yayıncılıkla beraber Türkçe ve edebiyat öğretmenliği...

Kimler Neler Demiş?

avatar
wpDiscuz