“Ve kimse susuzluktan bitap düştüğümüzü, açlıktan ölecek gibi olduğumuzu anlamıyor şiirsizlik yüzünden.
Ne kadar kalabalıklaşıyorsak o kadar yalnızlaştık biz de kendi şiirimizin yarım kafiyeleri içinde.
Sesimi duyan var mı?” demişti O naif şair, şiir için neler düşündüğü sorulduğunda.

Şiir sanatına gönül düşürmüş bir yürektir Yavuz Doğan. Ve kağıda dökülen göz nurlarını okuyacağımız yeni kitabıyla karşımıza çıkmaya hazırlanıyor bugünlerde. Önceki iki kitabının tadı damağımızdayken, 30 Ocakta raflardaki yerini alacak “3’üncü Eski” isimli şiir kitabını merakla bekliyoruz. Tüm şiir sevdalılarına duyurulur.

Şairimizin şiir üzerine düşüncelerine kulak veriyoruz.

Giriş ya da “Destur” niyetine

Öyledir…

Yıldızların karanlıkla kucaklaştıkları vakitte, bir çoban kavalına sığınmış yitik bir ağıda benzerken gece, kadim çağların sırrını taşıyan bir rüzgâr dokunup asırlık bir çınarın kalabalık dallarına; “kün” ile başlayıp “ikra” ile devam eden bir gizi fısıldar usul usul. Buğulu sesinin tınısına kapılan taze tomurcuklar kopar annelerinin şefkatli ellerinden ve yavaş yavaş süzülüp konar toprağın bereketli kollarına. Sis çöker apansız, bir yağmur çiseler ince ince, tomurcuklar filize, filiz meyveye durur. Bir beden var ederken kendini başka bir bedenden koparak, yeni evlatlar doğar yeşeren dallarından.
Kimine “kâğıt” denir, kimine “kalem”.
Ve aynı annenin evlatları, bir kez daha buluşur gizli bir öznenin hüzünlü gölgesinde.
Adı bir dua ile kulağına üflenir.

Öyledir…
Parmakları tütün gözleri hasret kokan bir uykusuz düş görürken gündüz vakti, bir martı simidini düşürürken denize, su yutarken bir balık, bir yalnız
göğe batırırken kirpiklerini ve kararırken gün aniden; bir sahil kasabası Eylül’e, Eylül güze, güz hüzne, hüzün yağmura döner yüzünü.

Bir kaç damla düşer kâğıda, adı “şiir” konulur.

Öyledir…

Spartaküs’ün kollarında kırılan zincir, kuşatılmış bir kentte dalgalanan son bayrak, Pir Sultan’a dokunan gülde diken, Kızıldeniz’de asa, Filistin’de patlamamış el bombasıyla top oynayan çocuk, siperde mermisi tükenmiş asker, mezarda dua bekleyen ölü, yağmurlu bir gecede bulutlara direnen yıldız, çölde vaha, denizde liman, kaleme kâğıt, kâğıda derttir şiir.

Öyledir…

Bağlamada umudu, rahlede Kuran’ı, ezanda felahı, bir anne duasında huzuru aramak, huzuru bulmak, huzuru anlatmaktır şiir.

Bu yüzdendir herkesin aynı harflerle başka şeyler yazıyor olması.
Bu yüzdendir herkesin herkese ve her şeye dair görünmesi.
Ve bu yüzdendir herkesin kendine şair görünmesi.
Oysa hiç kimsedir şiir aslında ve herkestir çokça.

Öyledir…

Çalmayan zil, açılmayan kapı, dönülmeyen yol, kapanmayan yara, özlenmeyen dost, bestelenmemiş şarkı, basılmamış kitap, öpülmemiş dudak, edilmemiş yemin, tutulmamış söz, girilmemiş sokak, çıkılmamış yokuş, görülmemiş düş ve vakitsiz ölüştür şiir.

Öyledir…

Belki“dir, “keşke“dir, “iyi ki“dir “olsun“dur ama “öyle“dir işte.

Öyledir…

Editörün Önerisi: Sen Şiir Sanıyorsun

 

Kimler Neler Demiş?

avatar
wpDiscuz