Kısa mesaj göndermenin iki kontöre mal olduğu yılları bilenler bilir. Kontör denen o hacimsiz, şekilsiz kavram çok değerliydi o yıllarda. Cep telefonuyla konuşmak lükstü. Alınan yüz kontörle idare etmeliydin bir müddet, elli mesaj hakkını iyi değerlendirmeliydin. Haliyle bırak whatsappı, cep yakan gprs teknolojisinin bile olmadığı, gürültülü modemlerle 146’dan internete girilen, msn’den titreşim dahi gönderemediğin o yıllarda çabucak tükenirdi bakiyen.

Üstün matematik hesaplarından sonra kalan son kontörü de canın pahasına koruman gerekirdi. Bu durumda imdadına cevapsız çağrı yetişirdi. Koruyup kolladığın kalan bir kontör son kurşunun olurdu. Gelen çağrıyı cevaplamakta tereddüt edilirdi. Nasıl edilmesin ki telefonu açmak son kontörün de heba olmasına sebep olabilirdi.

Druidler için sonsuzluğun ifadesi, simyacılar için ise denge sembolü olan ourobos (kendi kuyruğunu yutan yılan sembolü) tasvir edebilirdi onunla birbirimize yolladığımız kısırdöngü çağrıları. Telefonum teknolojik olarak bu çağrıları saymada yetersiz kalıp 99’dan sonrasını sayamasa da, ekrandaki “+99” ibaresi sonsuzluğun tanımını tekrar yapmış olurdu bizim için. Şömine önüne serilmiş postun üzerinde kadehlerimizi tokuşturup, şaraplarımızı yudumlayamasak da kendi evlerimizden, dumanla haberleşen kabile üyelerinden hallice, kapsama alanına dahil baz istasyonları aracılığıyla uydudan paslaşıp dönen sinyallerle anlaşabiliyorduk.

Aramızda bir çekim kuvveti vardı. Bir akünün pozitif ve negatif kutup başları gibiydik. Sınıfta 0.9 uc kullanan yalnız ikimizdik. Diğerleri nazarımızda fazla inceydiler. Bize has olan bu ayrıcalık göze batardı elbette. Kaba ve bir o kadar kalın olan 0.9 uc, kullandıkça yarısı sivrilerek, naif ve zarif görünen 0.5 ve 0.7 ucları kıskandırırdı. İster acele yaz, istersen de sakin yarı yolda bırakmazdı 0.9 uc.

Bu seçimimizden dolayı aleyhimize lobi faaliyetleri yürütülse de, 0.9 uc gibi sağlam ve kırılmaz dirayetimizle bütün bunların üstesinden geldik. İlişkimiz hakkında söylenen hiçbir şeye kulak asmadık. Kuzey Kore halkı ancak ikimiz kadar dış dünyadan kendini soyutlayabilirdi.

Günler böylece geçip giderken, her ucun ani ve habersiz bir sonu olduğu gibi ilişkimiz de sona erdi bir gün. Ben 0.9 kalemin içinde tutunamayan 0.5 uc gibi afallayıp, kayıp gitmiştim bu sonla.  Her şeye kızıyordum. Adana’da sıcaktan bunalıp “Yaktın kuruttun bizi.” diyerek güneşe iki el ateş eden adam gibiydim. Kağıt üzerinde çıkardığı gıcırtılar tatlı gülüşünü anımsattığından, 0.9’a bile kızıyordum. 0.5’e ve 0.7 ile aramızdaki husumetten ötürü onlara da alışamadım.

Artık dayanacak gücüm kalmamıştı. Bir sabah şişman sıra arkadaşından 0.7 uc istediğini gördüm. O gün her şey bitmişti, bir şeyler kırılmıştı içimde. Ben de 0.9 uclu kalemi kırdım ve tahta kurşun kaleme geçiş yaptım.

Şimdilerde kalemtıraş isteyebileceğim birini arıyorum.

Barış Kalemsiz

Kimler Neler Demiş?

avatar
wpDiscuz